Djam

müziklerinden dolayı filmden haberim olmuştu. o zaman filmi izleyebileceğim ortam yoktu. sanırım türkiye’de bazı festivallerde gösterilmiş. geçtiğimiz günlerde twitter’da dolanırken biri tavsiye etmiş filmi. zamanında da izleme listesine atmıştım, tweet dikkatimi çekince oturdum izledim.

djam, yunanistan’da bir kasabada yakınlarıyla beraber yasan genç bir kadının hikayesi. aslında bir yol filmi. djam, üvey babası tarafından tekne motoruna ait bir parça alması için türkiye’ye gönderiliyor. yol boyunca djam’in basından geçenleri görüyoruz; türk, yunan kültürünün benzer taraflarına tanıklık ediliyor. djam, yunan olmasına rağmen türkiye’de hiç yabancılık çekmeden yasıyor. bildiği birkaç türkçe kelimeyle derdini anlatıp türkiye’de hayatını idame ettiriyor. müzik, dans, keyif tutkunu bir kadın. göçmenlere yardım için türkiye’ye gelen avril’le tanısıyor. avril üzerinden göçmenlerin trajik hikayesini görüyoruz. can yelekleri, plastik botlar, hurdaya çıkmıs tekneler, giden onlarca cana değinen film, kusuru olsa da beni içine çekebildi. zaten seviyorum bu tip filmleri. bu tip filmlerdeki senaryo ya da hikaye hatalarını çok umursamıyorum. çünkü film bana bir şeyler verebiliyor. filmin anlatmaya çalısıtıgı sey bana geçiyor.

tony gatlif filmi daha önce izlememiştim. adını da bu filmle beraber duydum. sanırım benzer işler yapmaya gayret ediyor. suyun öteki tarafını önemseyen insanlardan. gadjo dilo’yu da izleme listesine atmısım, tony gatlif filmiymiş. en yakın zamanda onu da izlemek istiyorum.

Şehir

bir şiir vardı diyordum kendi kendime… zamanında okumuştum ama aklımdan gitmiş. sadece şiirin şehirle ve gitmekle alakalı oldugunu hatırlıyordum. ne bir dize ne de bir cümle aklımda… geçtiğimiz haftalarda biraz bakındım ama bulamadım. hani kaybedilen bir eşyayı, alakasız bir anda bulursunuz ya, şu an öyle oldu. okudugum kitapta şiirden alıntıya denk geldim. kavafis’in şehir şiiri. harika!

bir başka ülkeye, bir başka denize giderim, dedin
bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.

yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
bu şehir arkandan gelecektir.
sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
başka bir şey umma-
ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de

Mia aioniotita kai mia mera

neden, anne… neden hiçbir şey beklendiği gibi olmadı neden? neden çürüyüp gider insan sessizce? acıyla ihtiras arasında parçalanarak… ben neden hayatımı sürgündeymiş gibi geçirdim? kendi ana dilimi konuşma şansım varken, neden bu kadar seyrek döndüm ülkeme? kendi dilim varken hala kayıp kelimeleri bulabilecek ya da sessizliğin içinden unutulmuş kelimeleri çıkarabilecekken neden sadece ve sadece kendi ayak seslerimi duydum evin içinde? neden? söyle bana, anne… insan neden bilmez nasıl seveceğini?