Sala samobójców. Hejter

2020 polonya menşeyi, netflix yapımı film. ingilizceye the hater olarak çevirisi yapılmış. tesadüfen netflix üzerinde denk geldim. konusu ilgimi çekince izlemek istedim. 

sınıfsal farklılıkların, kutuplaşmanın, sosyal medyada yer alana içeriklere kontrolsüzce kapılıp gitmenin nelere yol açabileceğini gösteriyor. 
tomasz, bir hukuk öğrencisi. kendisini ait gördüğü sınıfın küçük görülmesi, filmin henüz çok daha basında yemek yemesinin, konuşmasının küçümsenmesi onu içten içe toplumun elitlerine karşı dolduruyor. tabii bu aslında işin tuzu biberi… öncesinde sevdiği kız tarafından fark edilmemesi, okuldan kendince sebepsiz yere atılması tomasz’ın öfkesinin birikmesine sebep oluyor. son olarak burs aldığı elit aile tarafından aşağılanması, oraya ait görülmemesi öfkesinin patlamasına yol açıyor. 
son mahalli seçimlerde sosyal medyada birbirini karalayan partilere çok denk geldik. bunu kör göze parmak olanı ekrem imamoglu’na karsı yapılan saldırılardı. youtube reklamlarında, sosyal medyada sistematik olarak imamoglu kötülendi, yıpratılmaya çalışıldı. tomasz da girdiği pr ajansında benzer işe soyundu. rakip adayı kötüleyerek hatta toplumu kutuplaştırarak, toplumda infial yaratarak bir tarafı bezdirmeye uğraştı. ikiye bölünmüş, zıt taraflarda bulunun iki grup sosyal medya ajansları tarafından rahatlıkla piyon gibi hareket ettirilebiliyor. içinde yara olan insanların, yaraları kaşınarak onlardan nasıl bir canavar ortaya çıkabileceğini çok güzel anlatıyor film.
türkiyede de bazı partilerin trollük için ayrı birim kurduğunu, bunun için ek bütçe ayırdığını biliyoruz. yalan ve sistematik haberlere kitleleri rahatlıkla organize ettiklerine artık sürekli şahit oluyoruz. insan ister istemez filmdeki benzer hikayenin türkiyede de var olabileceğini düşünüyor. zemin olarak türkiye sosyal medya yönlendirilmelerine çok müsait. sabah, aksam sosyal medya ile yatıp kalkan, sosyal medyada gördüğü içeriğin doğruluğuna pek takılmayan insanlar bu işler için biçilmez kaftan.
film sürükleyici, derdini çok iyi anlatılabiliyor. süresi biraz uzun gibi dursa da sıkılmadan, rahatlıkla izlenebiliyor. elbette mantık hataları olabilecek yerleri yok değil. ancak filmin bütününe iyi bir film olduğunu rahatlıkla söylenebilir.

Zimna Wojna

cold war. yönetmeni ida’nın da yönetmeni olan pawel pawlikowski. polonya filmi. cannes’da en iyi yönetmen ödülü almış bu sene. ikinci dünya savaşı hikayesi anlatılıyor. film siyah beyaz. genel olarak siyaz beyaz yapımları sevmiyorum ama son zamanlarda izlediğim tüm filmler iyiydi.

bir aşk hikayesi. uzun soluklu bir hikaye olsa da sadece 88 dakikada aktarılmış. bu yüzden bazı detayları insan merak etmiyor değil. zaman geçişleri çok çabuk olmuş, bazı bölümler havada kalmış gibi ama buna rağmen iyi film olmuş. zaten genel olarak ikinci dünya savaşı zamanlarında geçen hikayelere ilgim var. bundan dolayı belki de filmin içine kolayca girebilidim. hatta keşke süresi daha da uzun olsaydı, daha ayrıntılı işlenseydi hikaye. biraz tadımlık hikaye olmuş. doya doya izlenemiyor.

yönetmenin ida filmini de izlemiştim. bu sanki ona göre daha iyi. sıralama yapacak olsam cold war’ı öne koyarım. sanırım polonya’nın oscar adayı da olmuş. ida ile ödül alınmıştı ama cold war ile biraz zor gibi. gerçi cold war bana göre daha iyi ama aynı zamanda da bir şey eksik gibi… o şey de hikayenin eksikliği. daha uzun anlatılmalıydı. ama yönetmenin tarzı bu sanırım. az önce diğer filmlerine de baktım hepsi kısa süreli denilebilir. genel olarak begendiğim, keyifle izlediğim bir film oldu.