Al Evinde Besle

ekşi sözlük’ü takip etmeyi seviyorum. türkiye’de böyle bir data olması zaman zaman işimi kolaylaştırıyor. özellikle kültür, sanat işlerinde fikir sahibi olmak için güzel eleştiriler bulmak hala mümkün. eski yazıların içinde ucundan, kıyısından ekleme yapılsa tez olabilecek girdiler mevcut. genel olarak, uzun süredir takip eden biriyseniz yazıyı kimin ne amaçla yazdıgını da idrak edebilip, yazının troll tarafından yazılıp yazılmadıgını da anlayabiliyorsunuz.

suriyeli meselesi sıklıkla sözlük’te gündem oluyor. açılan başlıgı uzaktan takip etsem de zaman zaman dayanamayıp başlıga dahil oluyorum ve günün sonunda gelen sert özel mesajlarla kullanıcılarla tartışmaya başlıyorum.

sözlük, kullanıcıları itibariyle tahsilli insanlardan oluşuyor. benim için problem burada teşkil ediyor. eğitim almamış, hayata erken atılıp çalışmak zorunda kalmış, kendini geliştirememiş insana düşüncelerinden dolayı çok fazla kızmıyorum. hele hele türkiye gibi fırsat eşitliğinin olmadığı, gelirin adaletsiz dağıldığı ülkede insanlara yapamadıklarından, olamadıklarından ötürü hiç kızamıyorum. bununla beraber her ülkede kendini geliştirememiş insanlar mecvut. süper güç, kaçıp gidilmek istenen batı ülkelerinde de bu tip insanlar var. batının imrenilen şartlarına rağmen kendini geliştirememiş insanlar bolca bulunuyor, nüfuslarının büyük payını oluşturuyor.

sorun ettiklerim eğitimli insanlar. onların hayata bakışları, olayları ele alış biçimleri, düşünme biçimleri… bu noktada büyük problem teşkil ediyoruz.

suriyeli sorunu var. böyle devam ederse sorunun katlanarak büyüyeceğini biliyorum. bundan dolayı akılcı, mantıklı çözümler bulmamız gerekiyor. bunu bulacak insanlar da türkiye’nin okumuş insanları… çünkü aldıkları eğitim onları akıllarını, mantıklarını kullanmaya, sorunlara analitik çözümler bulmalarına olanak sağlıyor. ama söz konusu suriyeliler olunca mantık tamamen devre dışı kalıyor ve al evinde besle çözümünden öteye gidilemiyor. aslında sadece suriyeli sorunu için değil, genel olarak bu insanların olaylara yaklaşımlar yanlış, eksik, hatalı.

seçim öncesi youtube’da yayınladığı röportajlarıyla ünlenen bir kişi, seçim sonrası da röportajlarına devam etmiş. geçenlerde bir tanesine denk geldim. yoldan bir insan çevriliyor, suriyelilere evine alıp alamayacağı soruluyor. evet cevabı alırsa hemen önüne genç suriyeli getiriyor ve al hazırda birisi var diyerek suriyeli genci evine alabileceği belirtiliyor. tuzak röportaj. buradan da ülke insanımızın ne kadar ikiyüzlü olduğu sonucu çıkarılıyor.

al evinde besle cümlesi irrite edici. ancak gerçekçi çözüm olarak kabul edelim. hayatı düzen içinde devam eden bir insana, hadi evine gidelim derseniz sizi çok sevse bile muhtemelen mırınkırın edecektir. müsait misin, başka işin var mı sorularını sormadan eve misafir olmak isteyen insanı çok sevsek bile istemeyebiliriz. hal böyleyken, evinde suriyeli misafir edebileceğini söyleyen insanların karşısına bir anda suriyeli çıkarıp hadi evine al demek hiç iyi niyetli değil. buradan da al işte ülke insanı diyerek analiz yapılmaz. insanlar suriyeliler hakkında vicdan yapabilir, evini açabileceğini söyleyebilir, burada en fazla insanların suriyeli konusunda duyar gösterdiğini anlarız. insanların tanımadığı, bilmediği insanları evine almak istememesi kadar doğal davranış biçimi yok.

eğitimli insanlar konusuna tekrar dönersem, ülke için büyük problem teşkil ediyorlar, endişe vericiler. ülkelerin geleceğini ülkenin eğitimli insanlarının belirlediğini düşünüyorum. eğitimli insanların gelişmişliği kadar ülke de gelişiyor ama bizim memleketin eğitimli insanlarının eğitim kaliteleri düştükçe, insanların olaylara bakış açıları da köreliyor; bakış açısı, kahve önü, tabure sohbetinden öteye gidemiyor. duyar gösterilmesi gereken konulara, eksi sözlük gibi kullanıcı profili eğitimli insanlardan oluşan platformda bile nefret diliyle yapılan yorumlar bulunuyor. yorumların neredeyse tamamı nefret diliyle oluşabiliyor. bu konuda farklı fikri olan insanlara da, ülkenin diğer problemi olan linç kültürüyle yanıt veriliyor. linçten nasiplenmek istemeyen insanlar yorumdan kaçınınca, ortam tamamen nefret diline bürünüyor. bu da hiçbir şekilde çözüm üretilememesine sebep oluyor.

mevcut yöneticilerin ülkeyi halk diye tabir edilen, hayata atılıp kendini geliştirememiş insanlar için yönetiyor. bu insanlara bakarak ülke yönetildiği zaman bir adım ileriye gidilemeyeceğini düşünüyorum. çünkü ortalama halk, kendi ekonomisi zarar gördüğü vakit rahatlıkla değişkenlik gösterebiliyor. bu yüzden ülkenin esas olarak eğitimli insanlara göre yönetilmeli. ancak bu insanların toplumsal olaylara yaklaşımını gördükçe, yönetim anlayışı ne olursa olsun kendi çapımıza mahkum hayat yaşıyoruz.

Sinek Raketi

cumhuriyet tarihinin en kötü partisi olabilir ak parti. özellikle seçim zamanı söylemleri, medyayı kontrol ederek insanların düşünceleriyle oynamaları türkiye tarihinde onları çok ayrı yere koyuyor. birçok siyasetçi geldi geçti, sevabıyla günahıyla yönettiler bu ülkeyi… ama bu ülkeyi kuranlar dahi ülkenin sahibiymiş gibi yöneticilik yapmadı. ak parti’yi gören bu memleketin tapusunu onlarda sanır, öyle bir yönetim var. yerelde durumlar çok daha fena, belediyelerde her kurumun içine girerek esnaf gibi yönetim anlayışındalar. kadın kolları bir yerden, gençlik kolları bir yerden yerel belediyeleri avuçlarının içine komple almışlar. ibb’de bunları iyi kötü görmeye başladık. hiçbir vasfı olmayan insanları uçuk maaşlarla çalıştırıyorlar. üç kuruşluk işleri dünya paraya yaptırıyorlar. türkiye’nin en batık belediyesi benim yasadıgım ilin belediyesi. dünya kadar borç olmasına rağmen karsılıgında yapılan iş yok. daha sonra sayıştay raporlarından öğreniyoruz paraların nerelere gittiğini. 200 kişilik yemeğe 1000 kişilik ödeme yapılması, 100 kişilik tatil için 500 kişilik tatil parası ödenmesi gibi. bir belediye neden vatandaşı tatile gönderir onu da anlamıyorum tabii.

konuya döneyim.

kılıçdaroglu’nu seviyorum. liderlik vasfı yok gibi içi boş eleştirileri dikkate almıyorum. liderlik vasfı olmayan bir insanın chp genel baskanı seçilme ihtimali dahi yok. kendisini sevdiğim ve savundugum için baska baska platformlarda yazarken laf yemişliğim çok oldu. sevme sebebim iyi insan olmasıyla alakalı. tarihin en pişkin partisine karşı muhalefet yapmak zorunda kaldı. özellikle havuz medyasının kurulmasıyla beraber muhalefet yapmak zorlaşmasına rağmen elinden geldiğince onurlu bir şekilde bu ülkede söz sahibi olmaya çalıştı. her gün türlü türlü onlarca yalana karşı bir şeyleri değiştirmeye çabalıyor.

dünkü saldırıdan sonra malum cepheden gelen tepkilere bakınca kemal kılıçdaroglu’nun ne kadar zor bir iş yürüttüğünü bir kez daha anladım. alenen ülkenin muhalefet partisi liderini linç etmeye çalışan güruha milli savunma bakanı değerli arkadaşlar tepkinizi dile getirdiniz diyebiliyor. onun için salt bir tepki. devlet bahçeli’ye diyecek söz bulamıyorum. bir yere gidip gitmemeyi alınan oyla ölçeceksek, devlet bahçeli’nin adımın atmaması gereken yerler olmasına rağmen zamanında oralara gidip miting yaptı. insan yalandan da olsa geçmiş olsun der ama kılıçdaroğlu’nu suçlu gördü. ülkenin içişleri bakanı muhalefet partisinin şehit cenazelerine alınmaması talimatını verdiğini söylüyor. yine aynı insan seçin öncesi devleti kanalına çıkıp klasör klasör belgelerle chp’nin belediye meclis üyesi adaylarının terörist oldugunu ispatlamaya çalısıyordu. tankla, topla, tüfekle savaşan insanlara karşı basit  tabancamsı bir şey var kılıçdaroglu’nun elinde. kılıçdaroğlu böyle insanlara karşı elinden geldiğince bu ülkenin değerlerini koruyor. ama en büyük yanlışı halkı fazla ciddiye alması. yani şu halkı ciddiye almayı bırakmak gerekiyor. ne düsündüğü belli olmayan, motorları tamamen nefretle çalısan insanlara göre ülkeyi yönetmek bırakmak gerekiyor. bu tip insanlar istisnasız her ülkede fazlasıyla mevcut. ama bizim siyasetçiler sürekli onları düşünerek hareket ediyor. almanya’da da çomar çomardır. ama kimse çıkıp onu dikkate alarak ülke yönetmez. onlar sinek gibi vızıldar durur. sinek raketiyle bir tane vur tamam işi bitti. sinek öldürülen plastik nesnenin adı sinek raketiymiş. onu da şimdi öğrendim. şu basit plastik nesne bile bu halk için fazlayken koskoca ülke onlar için yönetiliyor. ayıptır bu ülkenin parasına, zamanına, geçmişine, geleceğine.

dünkü görüntüleri gördükçe üzülüyorum. nasıl bir ortam, nasıl bir halk, nasıl bir nefret. bu işin içinden nasıl çıkılacak hiç bilmiyorum. tek bildiğim hala onurlu insanların siyasette oldukları. onlara bel bağlamış durumdayın. umarım onlar yanıltmazlar.

Ülkenin Güzel Zamanları

dün youtube’de boş boş dolanırken, eurovision şarkıları arasına daldım. youtube’da ne kadar boş işler peşinde oldugum görseldeki arama kutusunda görülebiliyor.

eurovision’da türk yarışmacıların şarkılarını dinlerken can bonomo şarkısının altında görseldeki yorumu gördüm. “ne suriyeli var ne dolar yüksek ne başkanlık var ne terör var Ülkenin güzel zamanları”. geçmiş seçimlerden bir tanesinde sokak röportajından kesit düşmüştü, orta yas üzeri bir seçmen “kötü günler geride kaldı simdi sırada daha kötü günler var.” diyordu. hükmeden, hükmetmek isteyen, hükmedilen herkes için sanırım daha kötü günler yaşayacağız. bana her şey aynı gibi gelse de sanırım hissedilen sıcaklık farklı olabiliyor. zira çok değil 2012 yılı için bile güzel yıldı denilebiliyor artık. oysa 2012 arefesinde, 2011 yılının son günleride uludere olayı oldu. 2012’ye girişimiz bile problemliydi. 2012’nin bugüne kıyasla güzel olmasının gerekçeleri suriyeli olmaması, başkanlık olmaması ve doların düşük olması. merak ettim dolar ne kadarmış diye, mb sitesinde 1 doların 1.84 tl oldugunu gördüm. muhtemelen çok uzun süre o seviyeleri görmek mümkün olmayacak. şu an bir huzursuzluk çökmedi desem yalan olur. genel olarak 2012’de neler oldugunu merak ettim. aradan 8 yıla yakın zaman geçmesine rağmen hiçbir şeyin değişmediğini gördüm. benzer işler, benzer olaylar. memleket her zaman istikrarını korkuyor hamdolsun.

insanların konfor alanı kısmen daralıyor kısmen genişliyor. bu da huzurla ilişkilendirildiği için zaman zaman geçmiş daha güzel geliyor. memlekette hep terör vardı, birileri sürekli teröristti, dolar sıklıkla sıkıntı yaratıyordu, her zaman baskı altında yaşayan insanlar vardı. şu anda da değişen bir şey oldugunu düşünmüyorum. değişen şey artık çok fazla bu baskılarla yüzleşiyoruz. baskının ve sorunların katlanarak arttıgı gerçek, ama bunların artması kadar bizi bunlarla yüzleştiren enstrümanlar da çoğaldı.

türkiye’de 1920-1940 arasından gerçek anlamda hem gelişmiş hem de kalkınmış. o da kısmi olabilmiş. daha sonrasında olan biten her şey aynı. yakup kadri’nin anadolu hakı tasviri bugün de güncelliğini korkuyor. halkı önce kendisinden kurtarmak gerek.

Birtakım Meseleler

ekşi sözlük’te gezinirken ekrem imamoglu’nun cnn’de buket aydın’ın programına çıkacağını gördüm. sözlük’te başlıgı canlı yayın olarak açmışlardı.

uzun zamandır cnn türk izlemiyordum. izlememe sebebim açık oturum programlarına saçma, izleyiciyle dalga geçercesine konusan konuklar çıkarmalarıydı. gerçi benim takık oldugum bir isim var, o da mehmet sarı. kendisi avukat. ama akp fedaisi gibi konusuyor. sürekli aynı söylemlerle bütün programlara katılıyor. kadrolu gibi… bu yüzden uzun zamandır cnn türk izlemiyordum ama ekrem imamoglu konuk olunca meraktan açıp izlemeye başladım. program canlı değildi. bu tip programlar canlı yayınlanmayınca bende biraz etkisi sönük oluyor ama yine de her şey iyi, güzel gidiyordu. derken yayın kesildi ve cumhurbaskanı programına geçildi. tayyip erdoğan yine bir yerlerde bu sefer cumhurbaskanı sıfatıyla konusuyordu. neden program yayını kesildi diyemiyorum çünkü bu gibi anlarda hep kesiliyor. cumhurbaskanı bir yerde konuşuyorsa mutlaka son dakika olarak bağlanılıyor,  konusma canlı yayında veriliyor. ama keşke, koskoca istanbul’u yönetmeye aday bir isime daha saygılı davranılsaydı. cumhurbaskanı’nın planı, programı belli. ne zaman nereye gideceği, ne konusacağı program dahilinde. haber kanalları da ekseriyetle bunu bilir. ekrem imamoğlu’nun programı kesilmeyecek şekilde yayın akışına konabilirdi. yapmadılar tabii böyle bir şey. cumhurbaşkanı konuşması bittikten sonra program kaldıgı yerden devam etti.

recep tayyip erdoğan cumhurbaskanı sıfatıyla ayrı, akp genel baskanı sıfatıyla ayrı konusuyor. haliyle bütün konusmaları canlı yayınlanıyor. zaman zaman kendisine yeterli muhalefet yapılmadıgını düşünüyorum ama medyanın halini düşününce kim olursa olsun muhalefet yapmak memlekette çok zor. belki de en zor iş… zaten ethem sancak’ın geçtiğimiz haftalarda çıkan bir röportajı akp cenahı için medyanın ne kadar önemli oldugunu kanıtlar nitelikteydi. türkiye’de böylesine medya düzeni olduktan sonra bir şeylerin değişmesini beklemek hayalcilik. yine böylesi hukuk düzeni olduktan sonra bir şeylerin değişmesini beklemek hayalden öte ütopik oluyor.

daldan dala olacak ama akp’ye yakın iş insanları medyanın yanında şimdi kitapçı işine girdiler. turkuvaz medya d&r mağazalarını satın aldı. mağazalar el değiştirmeye başlamasıyla göz önündeki raflarda sergilenen kitapların niteliği değişti. buna dikkat eden olmustur. açık açık belli bir grup için yazılan kitaplar artık daha göz önünde, dikkat çekici yerlerde. bu değişimler değişim anında bir şey ifade etmese de zamanla anlasılıyor yarattıgı etkiler. elbette yasak beklemiyorum ama iyi kötü ufak bir kesimde okuma alıskanlıgı var. onda da okurun algısıyla oynanacak gibi geliyor. çünkü insanlar bir konuya ilgi duyduklarında kaynak araştırması yapmıyor. kaynağın güvenirliğini sorgulamıyor. nasıl internette google’ın getirdiğine kosulsuz inananlar var, kitap okuyanların içinde de kitabın kimin yazdıgından bağımsız, araştırılan konunun kitapta var olmasından dolayı bilgiye güvenen insanlar var. internetteki, medyadaki bilgi kirliğinin yanında kitaplarda kirlilik olacak gibi gözüküyor.