Kona fer i strid

ingilizcesi woman at war. türkçeye de herhalde savaşta kadın olarak çevirisi yapılmıştır. tam olarak bilemiyorum. fransa, ukrayna, izlanda yapımı olsa da konu, hikaye izlanda’da geçiyor. yönetmeni benedikt erlingsson. daha önce aynı yönetmenin hross i oss filmini izlemiştim. tabii bunun farkına filmi izledikten sonra vardım. imdb’de filmle ilgili bakınırken yönetmenin baska filmini izlediğimi fark ettim. daha sonra filmle alakalı yazdıgımı okudum ve o zaman filmle ilgili düşüncelerimi hatırladım. blog yazmanın faydalarından bir tanesi.

film aktivist bir kadının izlanda doğasını tahrip eden ağır sanayi şirketlerini sabote etmesini konu ediniyor. dağların kadın halla, izlanda siyasilerinin yaptıgı ve yapmak istediği uluslararası anlaşamlarla izlanda şirketlerinin doğaya zarar verdiklerini düşünüyor. bu düşünceden hareketle tamamen münferit olarak şirketlerin işlerini baltamalaya çalısıyor. böylece şirketlerin işlerini azaltarak doğanın tahribatını önlemeye çalısıyor. tabii eğer bu hikaye gerçekten izlanda gündeminde varsa, davulun sesinin uzaktan hoş olsa da yakında o kadar da hoş olmadıgını anlıyoruz. her ülkenin kendi içinde politik problemleri olabiliyor. bu problemleri gidilen ya da yaşanılan ülkenin iç işlerine dahil oldugunuzda anlayabiliyorsunuz. yoksa uzaktan benim için izlanda doğası, kültürü, iklimi muazzam bir memleket.

önceki filmde yazdıgım şeylerin benzerini bu film için de yazabilirim. izlanda yapımı izlediğim ikinci film oldu ve ikincisi de beni içine alamadı. harika çekimler, mükemmel izlanda doğası, yer yer güldüren kara komedi… ama filmin bütününe bakınca pek bana hitap eden türden komedi olamadı. bana hitap eden türden olmasa da kötü film değil. gayet izlenebilir, derdi olan, derdini anlatan bir film. bu açıdan bakınca iyi film diyebilirim.

Hross i oss

ilk kez izlanda yapımı, izlanda’da geçen, izlandaca bir film izledim. filmin ingilizce çevirisi of horses and man, türkçesi ise atlar ve insanlar. kuzey ülkelerinin hem iklimini hem de doğasını seviyorum. bu yüzden görsel olarak film harikaydı. bir de at temalı bir film olunca görsellik daha da ön plana çıkmış. film, komedi filmi olarak geçiyor ama tabii bildiğimiz komedilerden değil. değişik kendi kültürlerine göre komedi, beni pek açtığı söylenemez ama yine de birkaç sahne gerçekten harikaydı. özellikle kolbeinn’in içine düştüğü yukarıdaki durum bana göre sinema tarihinin en absürt sahnesi olabilir. gemiye alkole giden adamın sahnesi de acayipti. herhalde film bu sahnelerden ötürü komedi kategorisinde ama bana göre komediden de öte bir şeydi.