Ülkenin Güzel Zamanları

dün youtube’de boş boş dolanırken, eurovision şarkıları arasına daldım. youtube’da ne kadar boş işler peşinde oldugum görseldeki arama kutusunda görülebiliyor.

eurovision’da türk yarışmacıların şarkılarını dinlerken can bonomo şarkısının altında görseldeki yorumu gördüm. “ne suriyeli var ne dolar yüksek ne başkanlık var ne terör var Ülkenin güzel zamanları”. geçmiş seçimlerden bir tanesinde sokak röportajından kesit düşmüştü, orta yas üzeri bir seçmen “kötü günler geride kaldı simdi sırada daha kötü günler var.” diyordu. hükmeden, hükmetmek isteyen, hükmedilen herkes için sanırım daha kötü günler yaşayacağız. bana her şey aynı gibi gelse de sanırım hissedilen sıcaklık farklı olabiliyor. zira çok değil 2012 yılı için bile güzel yıldı denilebiliyor artık. oysa 2012 arefesinde, 2011 yılının son günleride uludere olayı oldu. 2012’ye girişimiz bile problemliydi. 2012’nin bugüne kıyasla güzel olmasının gerekçeleri suriyeli olmaması, başkanlık olmaması ve doların düşük olması. merak ettim dolar ne kadarmış diye, mb sitesinde 1 doların 1.84 tl oldugunu gördüm. muhtemelen çok uzun süre o seviyeleri görmek mümkün olmayacak. şu an bir huzursuzluk çökmedi desem yalan olur. genel olarak 2012’de neler oldugunu merak ettim. aradan 8 yıla yakın zaman geçmesine rağmen hiçbir şeyin değişmediğini gördüm. benzer işler, benzer olaylar. memleket her zaman istikrarını korkuyor hamdolsun.

insanların konfor alanı kısmen daralıyor kısmen genişliyor. bu da huzurla ilişkilendirildiği için zaman zaman geçmiş daha güzel geliyor. memlekette hep terör vardı, birileri sürekli teröristti, dolar sıklıkla sıkıntı yaratıyordu, her zaman baskı altında yaşayan insanlar vardı. şu anda da değişen bir şey oldugunu düşünmüyorum. değişen şey artık çok fazla bu baskılarla yüzleşiyoruz. baskının ve sorunların katlanarak arttıgı gerçek, ama bunların artması kadar bizi bunlarla yüzleştiren enstrümanlar da çoğaldı.

türkiye’de 1920-1940 arasından gerçek anlamda hem gelişmiş hem de kalkınmış. o da kısmi olabilmiş. daha sonrasında olan biten her şey aynı. yakup kadri’nin anadolu hakı tasviri bugün de güncelliğini korkuyor. halkı önce kendisinden kurtarmak gerek.

Birtakım Meseleler

ekşi sözlük’te gezinirken ekrem imamoglu’nun cnn’de buket aydın’ın programına çıkacağını gördüm. sözlük’te başlıgı canlı yayın olarak açmışlardı.

uzun zamandır cnn türk izlemiyordum. izlememe sebebim açık oturum programlarına saçma, izleyiciyle dalga geçercesine konusan konuklar çıkarmalarıydı. gerçi benim takık oldugum bir isim var, o da mehmet sarı. kendisi avukat. ama akp fedaisi gibi konusuyor. sürekli aynı söylemlerle bütün programlara katılıyor. kadrolu gibi… bu yüzden uzun zamandır cnn türk izlemiyordum ama ekrem imamoglu konuk olunca meraktan açıp izlemeye başladım. program canlı değildi. bu tip programlar canlı yayınlanmayınca bende biraz etkisi sönük oluyor ama yine de her şey iyi, güzel gidiyordu. derken yayın kesildi ve cumhurbaskanı programına geçildi. tayyip erdoğan yine bir yerlerde bu sefer cumhurbaskanı sıfatıyla konusuyordu. neden program yayını kesildi diyemiyorum çünkü bu gibi anlarda hep kesiliyor. cumhurbaskanı bir yerde konuşuyorsa mutlaka son dakika olarak bağlanılıyor,  konusma canlı yayında veriliyor. ama keşke, koskoca istanbul’u yönetmeye aday bir isime daha saygılı davranılsaydı. cumhurbaskanı’nın planı, programı belli. ne zaman nereye gideceği, ne konusacağı program dahilinde. haber kanalları da ekseriyetle bunu bilir. ekrem imamoğlu’nun programı kesilmeyecek şekilde yayın akışına konabilirdi. yapmadılar tabii böyle bir şey. cumhurbaşkanı konuşması bittikten sonra program kaldıgı yerden devam etti.

recep tayyip erdoğan cumhurbaskanı sıfatıyla ayrı, akp genel baskanı sıfatıyla ayrı konusuyor. haliyle bütün konusmaları canlı yayınlanıyor. zaman zaman kendisine yeterli muhalefet yapılmadıgını düşünüyorum ama medyanın halini düşününce kim olursa olsun muhalefet yapmak memlekette çok zor. belki de en zor iş… zaten ethem sancak’ın geçtiğimiz haftalarda çıkan bir röportajı akp cenahı için medyanın ne kadar önemli oldugunu kanıtlar nitelikteydi. türkiye’de böylesine medya düzeni olduktan sonra bir şeylerin değişmesini beklemek hayalcilik. yine böylesi hukuk düzeni olduktan sonra bir şeylerin değişmesini beklemek hayalden öte ütopik oluyor.

daldan dala olacak ama akp’ye yakın iş insanları medyanın yanında şimdi kitapçı işine girdiler. turkuvaz medya d&r mağazalarını satın aldı. mağazalar el değiştirmeye başlamasıyla göz önündeki raflarda sergilenen kitapların niteliği değişti. buna dikkat eden olmustur. açık açık belli bir grup için yazılan kitaplar artık daha göz önünde, dikkat çekici yerlerde. bu değişimler değişim anında bir şey ifade etmese de zamanla anlasılıyor yarattıgı etkiler. elbette yasak beklemiyorum ama iyi kötü ufak bir kesimde okuma alıskanlıgı var. onda da okurun algısıyla oynanacak gibi geliyor. çünkü insanlar bir konuya ilgi duyduklarında kaynak araştırması yapmıyor. kaynağın güvenirliğini sorgulamıyor. nasıl internette google’ın getirdiğine kosulsuz inananlar var, kitap okuyanların içinde de kitabın kimin yazdıgından bağımsız, araştırılan konunun kitapta var olmasından dolayı bilgiye güvenen insanlar var. internetteki, medyadaki bilgi kirliğinin yanında kitaplarda kirlilik olacak gibi gözüküyor.

Yaklaşık 10 Sene

uzun bir pazar günü kahvatısı ardından, dinlenen müzik, internette okunan hafta sonu mesajları… pazar gününün en sevdiğim kısımı… ama tabii artık düzgün röportaj bulmak kolay olmuyor. ısmarlama siyasi röportajlar ya da insanları salak yerine koyan şarkıcıların, sinemacıların röportajları oluyor.

zaman zaman düsüncede fazla muhalif oldugumu düşünüyorum. her şey eleştiriyorum. eleştirmek gerekiğini düşünüyorum. tabii benim muhaliflik kendi çapında olan bir şey. aktivist değilim. herhangi bir toplumsal olay için sokağa çıkıp yürümek ya da bağırmak içimden gelmiyor. zaten son zamanlarda böyle olaylar olmuyor. yeltenenlere kolluk kuvveti müdahelesi sonucu insanlar artık bu tip eylemlerden vazgeçmiş olabilir. sözde olan, sahaya yansımayan muhalifliğimin sonucu sokağa çıkanların yeterli desteği alamaması eylemlerin bastırılmasında rol oynuyordur.

açıkçası benim sorunum ülkedeki birçok anormal durumun normalleştirilmesi. hoşlanmıyorum bu durumdan. işin ilginci muhalif olan insanlar da bu normalleşme kervanına katılıyor. ülkede ciddi ekonomik problemler olmasına rağmen sanki yokmus gibi davranılıyor. hukuksuzluk anormal seviyelerde ama yine normalmış gibi davranılıyor. ya ne olacak canım denilebiliyor. yoksa o belediye baskanı, su baro baskanı takıldıgım noktalar bunlar değil. kişilerden bağımsız olarak anormalleşmenin normalleşmesi gibi saçma bir yere gidiliyor. bu anormalleşmeler her alanda var. iş ararken, çalışırken, sokağa çıktıgımızda, alışveriş yaparken… insanın oldugu her yerde var bu saçmalıklar ve insanların tepkisi sert değil. ee düzen böyle kıvamında. acayip işler.

hayat sürekli bir engeli geçme çabası. lise yıllarını, belki üniversitenin belli zaman dilimini katarsak, hayat bu yıllardan sonra hep meşgale haline giriyor. o yılların sorumsuzluğu belki de insanın en özgür zamanları. aslında üniversitede bile özgür olamıyor insan. daha o zamanlardan meşgale içine giriyor ve sürekli bir şeyler yapma halinde buluyor kendini. bu yüzden su anda içinde bulundugum durum beni artık sıkıntıya soksa da çok fazla kendime dert etmemeye çalısıyorum. biliyorum düzelecek bazı şeyler ama düzelen şeyler sorunları ortadan kaldırmayacak, yeni sorunlar doğuracak. 18-19 yasımdan su güne kadar, yaklasık 10 seneye tekabül ediyor, sürekli bir şeyleri yapma telasındayım ve sanırım bu hep böyle devam edecek. geçmeye çalıştıgım engeli geçtikten sonra baska bir engel öncekinden daha büyük bir şekilde karsıma çıkacak. hayat bizi hep bir şeylerle sorumlu tutacak. bu da böyle bir normalleşme.

Isıtmayan Gün

erken gelen bir bahar günü. hava çok güzeldi. aslında bir planım yoktu ama yine de havanın güzelliği dısarı çıkmamı istiyor gibiydi. üsküdar, eminönü, karaköy, taksim, beşiktaş, kadıköy hattı sonrası akşama doğru maç izlemek için kendimi eve attım. maçı da kazanamadık, hafif moral bozuldu.

dısarıda gençlerden çok orta yaslılar vardı ekseriyetle kemiklerimiz ısınsın inssanları dısarı çıkmıs gibiydi. bunların dısında arap turistler bir hayli fazlaydı. türkiye için turist mevsimi olmasa da ufak ufak gelmeye baslamıslar. sadece araplar değil aslında birçok farklı milletten turist vardı.

istanbul kabalık. bugün çok yürüdüm ama yürümek kadar kabalık da yordu. gezmesi, sokaklarında boş boş dolanması, kaybolması güzel oluyor ama zaman zaman insan fiziksel oldugu kadar mental olarak da yoruluyor günün sonunda.

su anda da üzerimde seyit çevik’i keşfetmenin mutlulugu var. yarım saattir dinliyorum çok hoslandım. keman ustası. bugüne kadar varlıgından haberim yoktu. yeni öğrendim. dinleyip duruyorum.

Bedel

olayları ya da durumları, dramatize veya romantize etmeyi sevmem. oldugu kadar gerçekçi bir insanım ama şu fotoğrafı görünce epey üzüldüm. olay üzerinden biraz geçti, sıcaklıgını kaybetti sayılır ama metin akpınar’ın bakışı fazlasıyla hüzün veriyor. 77 yaşındaymış. bu yaşında sessizce yerinde durabilirdi, kendi halinde yaşayabilirdi ama sesini çıkardı. o ses ihtiyaçtan çıkan bir ses. çocugun yeni yeni anlamsız heceler çıkarması gibi. susturmak mümkün değil. çocuktan çıkan anlamsız heceler onun doğal halidir. o seslerin çıkmasını engelleyemezsiniz. metin akpınar da konuşma ihtiyacı hissetti. düşündükleri, söyledikleri engellenecek bir ses değildi. her dönemin bedel ödeyenleri var. metin akpınar da maalesef payını almış. allah sağlıklı, huzurlu ömür versin.

Birikenler

uzun süre sosyal hayattan kopuk yaşayınca tekrar dahil olmak zor olabiliyor. ara verilen alışkanlıkları yeniden kazanmak zahmetli… verilen arada kaçırılan şeyleri telafi etmek isteyince, bu sefer de günceli kaçırabiliyorsunuz. izlemek istediğim filmler, dinlemek istediğim müzikler, okumak istediğim kitaplar birikti. sıraya koyuyorum ama her sıralama yaptıgımda sanki daha fazla şey birikiyor. biriktikçe birikiyor. şikayet ettiğim her konu keşke böyle olsa. güzel şikayet. zamanla birikenler erir. sadece zaman. şu an için bol bol var. alışkanlıkları yeniden kazanmak lazım.

Dönüş

neredeyse 6 ay oldu buraya hiçbir şey yazmayalı. insan olmanın ve bu topraklarda yaşamanın yarattığı bazı teknik problemlerden ötürü yazacak ne ortam vardı ne de durum… 6 ay… az gibi ama değil. insanın özgürlüğü her şeyi.

ben buralarda yokken neler oldu?

ülkece krize girdik. ben buradan ayrıldıgımda dolar 3.80 gibi bir şeydi, döndüm 6.55… insanları bir gemiye bindirmeye çalışıyorlar ama sanıyorum binmek istemeyenler de var. ben de binmiyorum.

seçim oldu. olmaz olaydı.

o kadar bedelli askerlik beklerken bunun ben o ortamdayken çıkması da nasıl bir şansla açıklanır bilmiyorum. kimin neyine kışt dedim acaba.

ortamlarda anti militarist geçin ama oralarda sana silahlık emanet etsinler. silahların özelliklerini gözü kapalı saymayı öğren. silah al, silah ver. milleti silahla.

taraftarı oldugum semt takımı şampiyon oldu. bunu herhalde hayatımın geri kalanında hiçbir zaman göremeyeceğim. bu sezon kesin ligden düşerler. bütün maçlara git ama takımın şampiyon oldugunu göreme…

dünya kupası oynandı. bunu ucundan takip ettim. büyük bir kayıp olmadı. tabii gönül evde sere sere takip etmek isterdi ama şartlar…

işin en ilginci, belki de tek güzel tarafı, ben burada yokken sevgilim oldu. bunu nasıl becerdim hiçbir fikrim yok. insanlar askerlik yaparken terk edilirken benim için durum tam tersiydi…

her şeye rağmen hayata dönmek güzel.

…and forget all the bad things that’s around us,
can’t you see there’s nobody else here,
so take off your cool than your blues than your shoes