Toz Bezi

istanbul’da gündelikçi olarak çalışan iki kadının hikayesi. ahu öztürk filmin senaryasonu yazmış. filmi yönetmeni de kendisi. istanbul film festivalinde ödüller almış. işçi ve kadın filmi. bazı kadın filmlerinin gösterildiği festivallerde de gösterilmiş. filmi izleyince işçi filminin yanında neden kadın filmi olduğunu anlayabiliyoruz. film, birgün’de bir köşe yazısı yüzünden tartışmaya konu olmuş. etnik film tarafı öne çıkarıldığı için ödül verildiği yazılmış. biraz acımasız eleştiri. filmin içerisinde etnik kimlikten kaynaklı yaşanan sıkıntılara gönderme var ama filmin bu yüzden desteklenip ödül aldığını söylemek biraz haksızlık olur.  mesleğe yapılan eleştiriler ve karşılaşılan zorluklar daha ön planda. işin var, para kazanıyorsun ama güvencen yok. işin olmasına rağmen iş arıyorsun. bu temalar öne çıkarılmasına rağmen filmdeki birkaç diyalog üzerinden filme vurmak yersiz.

bir tanıdığımız var. kendisi de evlere temizliğe gidiyor. yaklaşık on yıl önce ziyaretine gitmiştik bir sebepten. o zaman temizliğe gittiği evlerden birisini anlatmıştı. büyük bir kulüpte oynayan, herkes tarafından bilinen bir futbolcunun evine temizliğe gidiyormuş. anlattı durdu. adamın aslında çok iyi oldugunu ama karısının o kadar da iyi olmadıgından girdi, kendisine verilen hediyelerden çıktı. filmde de benzer taraf var. gündelikçi iki kadın inanılmaz dedikodu yapıyor. filmin gerçekçi oldugunu düşünürsek evinize temizliğe bir kadın geliyorsa, büyük ihtimalle arkanızdan sallıyor ve dedikodunuzu yapıyor. tabii tüm genellemeler gibi bu da yanlış. ancak film boyunca o kadar göze sokuldu ki, insan ister istemez bütün temizlikçiler hakkında bir yargıya kapılıyor. belki de temizliğe gidilen evlerdeki tepeden bakmaktan kaynaklıdır. çünkü ayrı iki dünya var. birbirlerinin hayatlarına dahil olan ama hiçbir zaman karışmayan.

birgün’deki eleştiri gündeliğe giden kadınların kürt olmasının fazla göze önüne çıkarılmasından dolayı… bu tip filmlerin bilinçli olarak desteklendiği ve tamamen bu sebepten ödül verildiği eleştirilmiş. bir sahnede iki ev sahibi konuşurken kahve getiren temizlikçiye kadınlardan birisi buyur sen de gel diyor ve oturtuyor. temizlikçiye sen nerelisin diyor. beyaz teninden dolayı çerkeslere benzetiyor. sonra, aralarında konuşurken başka birisi hakkında, hanımefendi bir kadın, çok iyi insan, biliyor musunuz kürtmüş, hiç tahmin etmezsiniz minvalinde konuşuyorlar. tabii o zaman kamera temizlikçiyi gösteriyor. yine başka bir sahnede iki temizlikçi kadın iş görüşmesindeler. memleketleri soruldugunda daha önce çerkese benzetilen, ben karslıyım ama çerkesim diye yanıt veriyor. kimliğinden kaçıyor. eleştiriler bu sahnelerin kör göze parmak sokulmasından dolayı… katıldığım bir eleştiri değil tabii. bunlar memlekette kendisini azınlık olarak gören her insanın karşılaştığı sorunlar. memleket gerçekleri.

filmi izlediğim kaynakta ses sorunu var sanıyordum ama sorun yokmuş. genel bir eleştiri var bu yönde. bazı diyaloglar anlaşılmıyor. diğer bir eleştiri, kadınlardan birisi zazaca ya da kürtçe konuşuyor ama altyazı yok. bunu problem edenler var ama benim için büyük bir sorun değil. kadının ne konuştugu anlaşılmıyor ama ne için konuştugu anlaşılıyor. filmin izleyiciye vermek istediğinin de bu oldugunu düşünüyorum. gönül yarası filmindeki bu şarkıya ağlamak için kürtçe bilmek mi gerekir tadında sahneler. duygu karşı tarafa geçtikten sonra içeriğin çok önemi yok. üç aşağı beş yukarı içerik tahmin edilebiliyor. yönetmenin ilk filmi oldugunu düşünürsek olmuş bir film.

Vallah Montag is Haram!

pazartesi fikstüründen şikayet eden frakfurt taraftarının dün akşam açtığı çokdilli pankart. türkçesi, vallahi pazartesi haram. mealen, pazartesi gününe maç koymayın. haklı tepki. daha önce yine frankfurt taraftarından 18.30 maçı için warum lan? tepkisi gelmişti.

kültür neydi? iyilikti, güzellikti…

Değişen Yol

üniversite 1. sınıfın son zamanları. bazı bölümlerin finalleri bitmiş, bazı bölümlerin devam ediyor. hocası, öğrencisi, memuru herkes koşturma içerisinde. kampüs kapısının girişinde arkadaşımı bekliyorum. gelecek ve beraber fotokopiye gideceğiz. o esnada bir kadın geldi yanıma orta yaşlı. evladım sen de mi burada öğrencisin diye sordu. evet teyze dedim. kızının da burada okudugunu, son senesi oldugunu söyledi. kızı mezun olacakmış. öğrenci işlerinde de bir işi varmış, onun için okula gelmiş. daha sonra birlikte bir yere gitmek için annesi de kapıda bekliyor. teyze sen de girseydin içeri sıcakta bekliyorsun, hem okulu görmüş olurdun, kızın o kadar yıl gelip gitmiş buraya dedim. aslında istiyordum ama izin vermediler dedi. güvenlik başörtüsü ile okula almıyormuş. o dönemler başörtülü öğrenciler kampüse giremiyordu. başlarını açmak zorundaydı ama öğrenci olmayanlarda da durumun böyle olduğunu bilmiyordum. ertesi yıl değişiklik oldu tabii. başörtüsü ile okumak serbest oldu. bu hikayeyi de neden anlattım bilmiyorum. belki bir sonraki paragrafa bağlamak için.

başörtüsüyle var olmak yıllarca mücadele gerektirdi. geçenlerde ise tam tersi bir durumu anlatan röportaja denk geldim. bianet’te bir röportaj serisi… röportajları yapan büşra cebeci. konu başörtüsü özelinde kadınlar. bütün röportajları okudum. güzel iş olmuş. blogu da unutmamak ve ufak da olsa bir kitleye kendimi anlatabilmek için kullanıyorum. haliyle röportajlardan burada bahsetmek istedim. büşra cebeci, başörtüsünü çıkaran, çıkarmak isteyen kadınların duygularına, hayatlarına inmiş. o kadınlara sormuş, kadınlar da içlerinden geldiği gibi cevap vermiş. zaman zaman hafıza epey geriye gidiyor. 28 şubat, eylemler, başörtüsü ile karşılaşılan zorluklar, akp, güncel siyaset, aile, sosyal hayat… birçok konu hakkında ufuk açıcı bir iş olmuş bana göre. baskıcı, milliyetçi, muhafazakar ailelerde doğup kendi yolunu bulamayan erkeklerde de epey travma var. oralardan çıkıp, kendi yolunu inşa edip bir de orada yürümek zorunda kalmak çok sancılı. tabii kadınlarda bu daha da travmatik. başörtülü var olmak için birçok mücadele içine girilirken gelinen noktada çıkarmak için de bir mücadele içine giriliyor. daha iyi anlamak için röportajların tamamı burada.