Karantina Golleri

videoyu twitter’da gördüm. sean o’hanlon paylaşmış. eski bir futbolcu; hibernian, everton gibi kulüpler oynamıs. karantina günlerinde bazı tarihe geçen golleri oğluyla beraber günümüzde yaşatmıslar. muazzam iş olmus. insan tabii görünce bazı duyguları depresiyor, özeniyor ama özensek bile su kurguyu yapabilecek ortam yok. bu da bizi gerçeklerle yüzleştiriyor.

Gebzespor 1-3 Bağcılarspor

gebzespor ligin ikinci yarsının ilk maçını iç sahada bagcılarspor maçıyla açtı. ilk yarıda oynanan maçı 2-1 kaybeden gebze, ikinci yarıdaki maçı da 3-1 kaybetti. 
takım maça fena baslamasa da sonunu getiremedi. sezon içinde bazı oyuncuların ayrılıkları, yaşanan maddi problemler, yönetim sorunları, değişen teknik direktörer… gebzespor’un basına bir takımın basına gelememesi gereken ne varsa geldi. sonucunda da ortaya kötü futbol ve kötü skorlar ortaya çıktı. böyle bir ortamdan iyi futbol çıkması mucize olurdu. maçta öne geçen taraf gebzespor olsa da maçı kazanan bağcılar oldu. gebzespor öylesine bir şey oynamıyor ki, maçı izlerken takımın mağlup olacağı hissine kapılıyor insanlar. bunun futbolculara da sirayet ettiğini düşünüyorum. yetenek olarak zaten takımda eksiklik var, bir de buna eli ayağına dolasan oyuncu grubu eklenince takım hiçbir şey oynayamıyor. 
bağcılar özelinde de pek bir şey söylemeye gerek yok. vasat takım. ligi muhtemelen orta sıralarda bitireceklerdir. birkaç etkili oyuncuları var, onların ayağından bir şey yapmaya çabalıyorlar. bu maç özelinde attıkları goller çok iyiydi. özellikle birince ve ikinci gol çok klas gollerdi. 
gebzespor düşe kalka bu sezonu bitirecek belli oldu. yeni yönetim, değişen hoca takıma etki yapamamıs. aynı silik görüntü devam ediyor. takımın hedefsizliği tribünleri de etkliyor. cansız, heyecansız tribünler… rakibin güzel golleri olmasa insan ömründen boşa giden 1.5 saat olacaktı.

Gebzespor 1-0 Torbalıspor

gebzespor bir önceki iç saha maçından mağlup ayrılmıştı. sonraki hafta zayıf rakibi çayırova’yı deplasmanda yense de bu haftaki iç saha maçı seri yapma açısından önemliydi. hafta içinde yönetimden gelen istifalar, teknik direktörün istifası, ödeme problemlerı derken olası mağlubiyet işleri çıkılmaz hale sokabilirdi. 
torbalıspor da çayırovaspor gibi zayıf rakip. ligin dibinde. sadece bir galibiyeti var. gebzespor’un kötü dönemde karşılmak isteyeceği türden bir rakipti. 
maça gebzespor fena başlamadı. yalova kadıköyspor maçına da takım iyi başlamıştı ama ikinci yarıda düşen oyunla beraber mağlup olmustu. torbalıspor, yalova kadıköy kadar etkili takım olmamasına rağmen gebzespor golü bulmakta zorlandı. buldugu gol defansın bir anlık hatasından geldi; kaan akar iyi bitirdi. gol dısında gebzespor’un etkili pozisyonu yoktu. açıkçası bu futbolla iddiali rakiplerin oldugu ligde  gebzespor’un şampiyonluk şansı pek yok. takım oynayamıyor. kantlardan hiç etkili olamıyor. 77 numara ve 10 numara takımın vitesini, temposunu düşürüyor. orta sahanın ortasında ligi kaldıracak oyuncular var. defansta da idare edecek oyuncular olsa da kanatlar ciddi problem. yalova kadıköy maçında izleyip, begendiğim berkay ekici bu maçta yedek basladı. takımın iyi oyuncularından birisi oldugunu düşünüyorum. forvette oynasa da problemli kanat oyuncularının oldugu takımda kanatta da değerlendirilebilir. berkay ekici maçın sonlarına doğru oyuna girdi, yine kısıtlı sürede etkili oldu. doksanıncı dakikada yaşadıgı tartışmadan dolayı direkt kırmızı kartla oyundan atıldı. sultangazi ve izmirspor maçlarında cezalı olur. iyi trafından bakarsak cezalı oldugu maçlarda gebzespor favori durumda. diğer rakiplere görece zayıf takımlar.
maçın sonlarına doğru top toplayıcı krizi çıktı. hemen önümüzdeki top toplayıcı topları torbalıspor oyuncularına sürekli geç veriyordu ya da vermiyordu. maraton tribünün önünde olmasından ve çocuk olmasından dolayı rakip takım oyuncuları bir şey diyemiyorlardı ama tepkileri yüzlerinden okunabiliyordu. nitekim son dakikalarda iyice yüklenmek isteyen torbalısporlu oyuncu taç atışını kullanmak için top toplayıcıdan topu istedi ama çocuk vermedi. bu sefer hafif iterek çocugun elinden topu aldı. çocuk kendini ceza sahasında penaltı alan topçular gibi yere bıraktı ve ortalık karıştı. boşu boşuna torbalılı oyuncu kırmızı kart. yaşanan gerginlikte berkay ekici de kırmızı kart gördü. 
gebzespor sıkıntılı takım. bu sezon şampiyon olabileceğini düşünmüyorum. yönetim, ödemeler, teknik direktör problemli. bunun dısında ligde iddiali takımlar var. bu sezon bir ileri bir geri gidecek gibi duruyor. 

Gebzespor 1-2 Yalova Kadıköyspor

gebzespor geçtiğimiz sezon rakiplerinin türlü türlü ikramlarına rağmen 3.lig’e düşmüştü. özellikle sezonun son haftalarında rakipleri kadar gebzespor da çabalasa şu an hala 3. ligde bulunuyordu. takım, zorluklarla çıkılan 3.lig’den bu kadar kolay düşmemesi gerekiyordu.
sezonun ilk iç saha maçında seyirciz oynama cezası oldugu için gidememiştim. 4.haftayla beraber benim için gebzespor’un sezonu da başlamıs oldu. ilk üç maçta 6 puan toplayan gebzespor, 4. haftada yalova kadıköyspor’la oynadı. takım maça fena başlamadı, bana göre kötü kadro da kurulmamıs ama bu futbol 3.lig’e çıkmak için yeterli olmayacak gibi… 3.lig için statü gereği gebzespor şampiyon olmak zorunda. iç sahada bu tip maçları kazanamadıktan sonra şampiyonluk hayal olabilir.
maçın ilk yarısında gebzespor daha baskın olsa  da dengeli bir oyun vardı. net pozisyonlar üretilemedi. ikinci yarının hemen basında rakibin buldugu golle gebzespor erken disiplinden koptu.mgelen ikinci golle takım iyice dağıldı. yalova kadıköyspor bir de penaltı kaçırdı. 70’te gebzespor, berkay ekici ile farkı bire indirdi. gol güzel dakikada geldi; uzatmalarla beraber 25 dakika daha oynandı maç ama gebzespor oyun olarak üstünlük kuramadı. maç sürekli dengede gitti. bu yüzden iç sahada oyunu domine edemediği sürece gebzespor’un şampiyonluk şansı çok az. 
golün sahibi berkay ekici için ayrı parantez açmak lazım. bal için iyi bir oyuncu, hatta fazla bir oyuncu. mücadele gücü yüksek, fiziği iyi, topa iyi vuruyor. iki takım içinde de maçta dikkat çeken tek isimdi. attıgı golde bana göre birinci sınıftı. topu sürüşü, çaprazdan ceza sahasına girerken yerden sert vurusu çok iyiydi. 
5.hafta lokal derbi var; çayırovaspor-gebzespor. çayırova’nın 4 maçta galibiyeti yok,1 gol atıp 11 gol yemiş. çok yüksek ihtimalle gebzespor bu maçı alır. sonraki hafta torbalı, gebze’ye gelir oradan da alacağı 3 puanla takım bir seri yakalar ve umarım gebzespor şampiyonluk havasına girer. 

Türkiye 1-0 Arnavutluk

maç önü, maç esnası, maçın kendisi, maç sonu… tamamen fiyasko bir gündü. şükrü saracoğlu stadyumu ulaşım imkanı açısından en güzel statlardan bir tanesi olabilir ama bu maç özelinde her şey rezaletti.
daha önce bir kez saracoglu stadyumunda maç izlemiştim. yine milli maçtı. o zaman hiçbir problem yaşamamıştım. ancak arnavutluk maçı gerçekten kötü tecrübe oldu. maçın kendisi de kötü olunca son dakika golünün yaşattıgı keyiften baska günden bir keyif alamadım. 
maçtan 45 dakika önce trenden inip stadyuma doğru yürümeye başladık. ulusal marşlara turnikede yakalandık ve maçın başlamasına 5 dakika kala tribüne girebildik. normalde maç önlerini, futbolcuların ısınma anlarını izlemeyi sevsem de o anlara yetisemedik. her maç böyle mi bilmiyorum ama stadyuma girmeden yapılan güvenlik kontrolleri rezaletti. çok az görevli vardı, haliyle inanılmaz bir yoğunluk oldu. arada ezilen çocuklar, eşlerini ve kızlarını kalabalıktan korumaya çalışan erkekler… tek kelimeyle rezalet. daha önce birçok kez maça gitsem de hiç bu kadar yogunluk oldugunu görmedim. yoğunluk olsa bile girişlerde bu kadar izdiham olmuyordu. organizasyonla alakalı bir problem yaşandı sanırım. saracoglu’ndan her maçın böyle oldugunu düşünmüyorum. 
tribüne girdikten sonra problem koltuk numaralarıydı. kale arkasından bilet aldıgımda koltuk numarasını problem etmiyorum. açı iyi olduktan sonra nerede olsa izleyebilirim. ancak özellikle milli maç için daha iyi bir tribün seçmiştik. ancak istediğimiz koltuklarda oturamadık. işin kötüsü oturacak koltuk bulamadık. nasıl bilet satışı olduysa, kapasiteden fazla insan vardı sanırım. üst tribünlerin merdiven boşlukları bile doluydu. dolduranlardan bazıları da bizdik. merdiven boşluklarından baska boş olan bulamadık. ya kaçak giriş oldu ya da kapasiteden fazla bilet satıldı. bu yogunluga baska bir açıklama bulamıyorum. oturdugum yerden görebildiğim kadarıyla stadın üst tribünlerinde bu problem vardı. alt katlar normal gözüküyordu. ancak üst katlarda anormal yogunluk vardı.
uzun zaman sonra istanbul’da maç olmaması insanlarda özleme sebep olmus. insanlar epey heyecanlıydı milli maç konusunda, iyi atmosfer vardı. tribünlerin yusuf yazıcı tezahüratı yapması dısından problem yoktu. teknik direktör işine karışmayı sevmiyorum. karışan yorumcuları da sevmiyorum. tribünlerde teknik direktöre bir oyuncunun isminin bağırılmasını da sevmiyorum. oyuncularla beraber olan, onları tanıyan, takımı maça hazırlayan kişi teknik direktör. haliyle takımın durumunu ve rakibi ondan daha iyi bilecek değiliz. bu yüzden yusuf yazıcı tezahüratı gereksizdi. ancak bizde çok sık olabiliyor bu işler. 
maç baştan sona sıkıcıydı. futbol olarak bir şey vermedi. merih demiral’ı, çağlar söyüncü’yü izlemek büyük keyifti. oynadıkları takımlara tesadüfen gitmediklerini oyuncuları izlerken fark edebiliyoruz. maçı çekilir kılan iki oyuncuydu. arnavutluk dirençli takım. teknik becerileri pek yoktu. becerikli oyunculara sahip olsalar özellikle son 10 dakikada işeri kendi lehlerine çevirebilirlerdi. birkaç etkili pozisyon ürettiler ancak kötü bitirdiler. güzel deplasman tribünleri vardı. epey tezahürat yaptılar ama neredeyse hiç sesleri duyulmadı. maçın basından sonuna kadar türkiye tarafı epey gürültülüydü.
günün en rezalet kısmı benim açımdan maç sonuydu. bilet alırken tren seferlerinin olacağını düşünmüştüm ama marmaray’da sadece zeytinburnu tarafına doğru sefer vardı. gebze yönüne hiç sefer yoktu. dönüş planını tren üzerinden yapmıstık. tren olmayınca gecenin bir yarısında araçsız kaldık. maçta oldugunu düşündüğümüz birkaç kişiyi aradık ve onların aracında boş yer bulabildik. böylece dönüşü sağlamıs olduk. fenerbahçe maçlarında da durum böylese epey sıkıntılı… en azından maç günleri, özellikle geç biten maçlarda ekstra seferler olabilir.
milli takım şu anda fransa ile aynı puana sahip. deplasmanda fransa maçından alınabilecek bir puan ve sonrasında izlanda galibiyeti mükemmel olur. iyi veya kötü önemli değil. avrupa şampiyonasında olmak büyük keyif… umarım euro 2020’de milli takımı görebiliriz.

Z Raporu #2

hayat bu aralar çok hızlı gidiyor. frene basmak istesem de imkan bulamıyorum. belki de hayatımın kontrolü bende değil bu aralar, bu yüzden duraklama yapamıyorumdur. hızlı akıp giden hayattan dolayı buralara pek bir şey yazamıyorum.hoş, yazacak genel olarak bir şeyim yok.

futbol sezonunu, daha doğrusu alt lig tribün sezonunu geçen sene oldugu gibi bu sene de darıca gençlerbirliği ile açtım. iki hafta öncesinin maçını şu anda yazabiliyorum. darıca stadı, kuşkusuz türkiye’deki en güzel stadyumlarından bir tanesi… küçük, sakin bir yerde, denize nazır bir stadyum. ne zaman darıca stadına maça gitsem burayı darıca’ya bırakmazlar, kesin stat yerine baska bir şeyler yaparlar diye düşünüyorum; kafamda rant düşünceleri gezinmeye başlıyor. maça tekrar dönecek olursak, darıca kendi sahasında sezonun ikinci maçında halide edip adıvar’a 1-0 mağlup oldu. son dakikalarda gol ararken dönen top korner oldu ve uzatmaların son dakikasında halide edip kornerden buldugu golle darıca deplasmanından üç puan aldı. ancak genel olarak darıca fena değildi. sezon içinde iyi bir santrafor standartı tutturabilirseler bu sezon iyi iş yaparlar.

<iframe srcdoc="html, body { height: 100%; overflow: hidden; }

Privacy Badger has replaced this Spotify Player button.
Allow once

” style=”background-color: rgb(255, 255, 255) !important; border: 1px solid rgb(236, 147, 41) !important; height: 380px !important; min-height: 165px !important; min-width: 220px !important; width: 300px !important; z-index: 2147483647 !important;”>
apparat bu aralar dinlediğim şarkıcı… dönderip dönderip dinliyorum. herhalde biraz dinginlik istediğimden dolayı sık sık dinlemeye başladım. aynısı no clear mind dinlerken de oluyor. beni bir yerden alıp başka bir yerlere bırakıyor şarkı. bıraktıkları dünyada sanki zihnimde hiçbir şey yokmuş gibi hissediyorum.

 hayatta yeni kararlar alma aşamasındayım. ama bu kararları kim uygulayacak şimdi diye diye erteliyorum. erteleye erteleye bazı kararlar için yaş haddine takılmaya başlıyorum. karar alma kısmından ziyade kararı uygulama konusunda daha kararlı ve istekli bir insan olmak isterdim. maalesef değilim. sürekli ertelemeler. daha zaman var düşüncesinden dolayı hiçbir şey yapamıyorum.

yine bir dizi daha yarım kaldı sanırım. rita’nın üçüncü sezon ikinci bölümün bitti… orada kaldım ve ilerleyemiyorum. en son diziyi ne zaman izledim anımsamıyorum. zaten dizi konusundan aşırım tembelim. mini diziler hariç herhangi bir dizinin tüm sezonlarını izlememişimdir. rita konusunda kendimden umutluydum ama olmadı. yeni bir dizi honourable woman’a başlamak istiyorum. tek sezon mizi dizi. tam istediğim türde.

bloga güneşli pazartesiler ve gol serisi yapmaya çalısıyordum. güneşli pazartesiler bir yere kadar geldi ama gol bir posttan öteye gidemedi. kuşkusuz her hafta sonu harika goller atılıyor ama bloga ugramıyor o goller. bu postla birlikte yeni bir seri daha başlamış oluyor. ilki burada olan z raporu’nun ikinci postu bu olsun. zaman zaman genel olup bitenleri toparlama serisi…

Seyyah Futbolcu: Lucas Ontivero

2013-2014 sezonun devre arasında 2 milyon euro’ya galatasaray’a transfer oldu. genç, gelecek vaaeden bir solaktı. henüz 19 yasında bir arjantinliydi. taraftar sever böyle topçuları. ontivero da kağıt üzerinde sevildi. mantıklı bulundu ama tabii işler pek istenilen gibi gitmedi. galatasaray’ın türkiye kupası’nda deplasmanda oynadıgı tokatspor maçı akılda kaldı sadece. o maçta etkili oynamıştı. hatırladıgım uzaktan sert bir şutu direkten dönmüştü.

durduk yere aklıma düşünce ne yapıyor simdi diye bakındım. süper lig’den sonra macaristan, slovenya, abd, şili, meksika, arjantin liglerinde oynamış. hem para kazanıp, hem ülke ülke gezmek, hem de sevdiğin işi yapmak. bir nevi futbol gezgini ontivero. son durağı şu an için malezya. malezya ligi’nde johor darul ta’zim II takımında gözüküyor. transfermakt’a göre en son istatistiği 17-18 sezonunda, meksika 2. liginde venados’ta oynarken kayıt altına alınmıs. sonrası yok.

kuşkusuz o da iyi bir futbolcu olma hayalini kurmuştur. avrupa’da önemli takımlarda kupa kaldırırken kendini hayal etmiştir ama gerçeker zaman zaman tokat oluyor insana. insan bir yerden sonra hayal ettiği gibi biri olamayacağını fark edebiliyor. şu vakte kadar olmadıysa, şu saatten sonra o insan olamam denilebiliyor. ontivero 25 yasında. genc yasına birçok ülke ve kulüp sıgdırmıs. muhtemelen artık hayal ettiği gibi bir kariyerinin olmayacağının farkındadır. bundan sonra futbol gezginliği devam eder; o lig senin, bu lig benim… güzel hayat.

Gareth Sale

güzel manşet.

harf oyunlu ya da kelime oyunlu manşetlerin çok ince çizgisi var. gri alanı yok, ya iyi oluyor ya da kötü. bu iyi olanlardan.

gareth bale sansyonel şekilde real madrid’e transfer olmuştu. 100 milyon euroluk adam. transferi gerçekleştiğinde tarihin en pahalı transferi titri ona geçmişti. yeteneği o kadar ediyor muydu, beklentinin altında mı ezildi ya da yetenekliydi ama sakatlıklar belini mi büktü bilemiyorum, bekleneni veremedi.

as gazetesi de manşetten oyuncuyu satılıga çıkarmıs. böylesi yükek maliyeti ve sakatlık riski olan oyuncuyu kim alabilir. büyük soru işareti.

Ajax: CTRL + ALT + DE LIGT

ajax, 1-1’in rövanşında, deplasmanda juventus’u 2-1 yenerek yarı finale çıktı. maç sonrası sport360’nin görüntüsü. açıkçası gazete mi, dergi mi tam olarak hangi yayın organı bilmiyorum ama muazzam bir başlık atmışlar. twitter’da görüp beğenmiştim. buraya eklemek istiyordum ama fırsat bulamadığım için bu güne kaldı.

son 16 turundan ajax, real madrid ile eşleşmişti. maç günü aynı zaman tottenham-borussia dortmunda maçı da vardı. iki maç aynı saatte başladıgından dolayı izleyiciler genelde tottenham-dortmund maçını tercih etmişlerdi. bu çıkarımı tamamen sosyal medyada yazılanlardan dolayı yaptım. tweet akışı genelde ingiltere’de oynanan maçtan geliyordu. ufak ufak ajax-real madrid maçından bahsedenler oluyordu. ama daha maçın başında ajax öyle bir oynamaya başladı ki, kısa sürede herkes ekranı çevirip ajax-real madrid maçını izlemeye başlamıştı. ajax 2-1 yenilse de aslında galibiyeti hak eden taraf olmuştu. nitekim ikinci maçta ispanya’da real madrid’e 4 atarak çeyrek finale çıktılar.

son 16 turunun diğer eşleşmelerinden bir tanesi de juventus-atletico madrid olmuştu. ilk maçta ispanya’da 2-0 kaybeden juventus, rövanşta muhteşem performans göstererek atletico madrid’i 3-0 yenmişti. ronaldo’nun inadı ve iştahı görenler juventus’u kupanın mutlak favorisi ilan etmişti bile…

nihayet çeyrek finale gelindi ve juventus-ajax eşlemesi gerçekleşti. kuralar belli olduktan sonra en merak ettiğim eşleşme oldu ama maalesef her iki maçı da izleyemedim. ajax’ın son 16 turunda oynadıgı futbolu görünce juventus’un çok zorlanacağını düşünmüştüm. ancak zorlanmasına rağmen turu juventus’un geçeceğini düşünüyordum. yanılmışım. hollanda’da aldıgı beraberlik sonrası italya’da juventus’u 2-1 yenen ajax yarı finale yükseldi. akabinde de görselde başlık atıldı. ajax’ın tarih yazdıgı sezonda çok önemli iki maçı kaçırsam da yarı final maçını kaçırmak istemiyorum. tottenham’la çok sert iki maç oynayacaklar. bakalım ajax’ın gençleri neler yapabilecek.

tabii ajax’ın genç oyuncularla böylesi muhteşem oyun oynaması ve oynadıkları oyunun basarı olarak karsılığı olması bizim memlekette altyapı, genç oyuncu söylemlerini bir kez daha gün yüzüne çıkardı. 19-20-21 yaşındaki genç oyuncuların oynadıgı oyunları gördükçe insanın kendi takımı için içi gitmiyor değil… türkiye’de de cesaret gösterip genç oyuncu oynatmaya çalışan hocalar olsa da başarı olarak karşılık gelmeyince bundan bir şey olmaz hoca düşüncesine giriyor taraftar. bu da hem oyuncuya hem de hocaya baskı olarak dönüyor.

türkiye’de neden genç oyuncular oynamıyor sorusu çok sık soruluyor. soru bir tane olsa da birçok cevabı var. oyuncu, hoca, taraftar herkes oyuncunun oynayıp oynamamasında sorumlu. ama tüm bunların içinde tabii en az suçu olan oyuncu… türkiye’de genç olmak başlı başına problem. her alanda böyle. futbolcu, gazeteci, öğrenci, mühendis, bankacı, öğretmen… bundan dolayı türkiye’de neden genç futbolcu yetişmiyor sorusu, türkiye’de gençler neden hayatın içinde bu kadar aktif olamıyor minvalinde sorulmalı. konu futbolla alakalı olsa da türkiye’de gençlerin kronikleşmiş problemleri var. herhalde bunlar çözülmeye başladıktan sonra türkiye’den genç futbolcular da çıkar.