Rita

uzun zamandır bir diziyi bu kadar hızlı sürede izlemedim. rita, netflix yapımı danimarka menşeili bir dizi. adını başroldeki karakteri rita’dan alıyor. rita, danimarka’da bir devlet okulunda öğretmen. 2 çocuguyla beraber okulun hemen yanından hizmetli binasında kalıyor. kirası uygun oldugu için. tabii hizmetli evi deyince akla gelen ev türünden değil. bizim buralar için birçok insanın iç geçireceği türden bir ev; bahçeli, dubleks, müstakil. oralar için makul evler sanırım.

bizim türkiye’de olsa diye bir söylem vardır. genelde yurtdısı gören yurdum insanı ya da yurtdısından bahsedilen bir konunun acayipliği, bizim burada olsa şöyle olur bağlamında kullanılıyor. genelde türkiye’nin olumsuz tarafı vurgulanmak için söylenir. daha kötü bir yer görüp bizim türkiye’de olsa söyle olur diyene denk gelmedi. bu yüzden çok sevdiğim bir söylem değil. her ülkeyi, her insanı kendi içinde değerlendrimek gerekir. burada faraklı mevzularda da konusunu geçirmiştim, bir ülkede turist olarak bulunmakla o ülkenin sistemine dahil olmak baska durumlar. uzun vakit geçirlen öğrenci değişim programları bile bir ülke hakkında yeterli gözlemi vermeyebilir. tatil yorumlarından ülke hakkında imaj çıkaracak olsak, turkiye hakkında turistlerin yaptıgı yorumlar hep olumlu olmustur. oysa tükiye’de yasayan birçok insan için durum hiç öyle olmayabiliyor. turistler tarafından hoşgörü, sıcaklık, misafirperver gibi yorumlarda bulunulan anadolu insanı, kendi gençleri için kırılmaz kabuk örebiliyor. toplumsal infial yaratan olaylarda anadolu yerle bir ediliyor. beklentiler farklı.

rita’yı izlerken zaman zaman bizim burada olsa demisliğim olsa da kendimi o duyguya çok kaptırmamaya calıstım. biliyorum ki davulun sesi uzaktan hos ama her ükenin kendi iç işlerinde de yasadıgı sorunlar olabiliyor. yalnız iç geçirdiğim durum eğitim hakkında oldu. rita’nin öğretmenlik yaptıgı kurum devlet okulu. öyle bir okul bizim memlekette benim diyen özel okullarda bile olmuyor ve yıllık ücretleri absürt olabiliyor. oysa diziden gördüğümüz kadarıyla gayet kendi halinde insanların çocukları öyle bir okula gidebiliyor ve eşit haklarından faydalanabiliyor. öğretmenlerin çocuklarla ilişkisi, velilerin öğretmenler ilişkisi, derslerin işlenişi ideal olan gibi gözüküyor. türkiye’de birçok şey değiştirmek isteniyorsa. çocukların eşit haklardan faydalanması saglanması degisimin basında geliyor. tabii bunun için toplumdaki gelir adaletsizliğinin giderilmesi gerekiyor. her toplumsal olay sonrası her şeyi bası eğitim olarak görülse de, esas problemin gelir adaletsizliği oldugunu düşünüyorum. türkiye, bunun önüne geçebildiği zaman diğer konuları daha rahat halledebilecektir.

dizideki ebeveyn, çocuk ilişkileri, arkadaslıklar çok takıldıgım konular değil. bunları görüp işte medeniyet diyemiyorum. kültür önemli olgu; aile yapısı, yetistirilme şekli farklı olabilir. ancak çocukların okul eğitmi konusunda insan batı ülkelerine imreniyor. daha sonra kendi aldıgı eğitimi düşününce, neden böyle sorusuna daha rahat cevap verebiliyor.

dizinin ilk sezonu bitti. ikinci sezonun iki bölümünü izledim. zaman zaman dizide saçmalıklar olsa da genel olarak kendini keyifle izletiyor. sanırım şu anda beşinci sezon yayında. 30-40 dakikalık bölümler var. tam aradıgım türde dizi. keyifle izliyorum.

Grans

grans, türkçesi sınır. isveç, danirmarka yapımı ali abbasi filmi. filmi izlemeden önce isminden ötürü göçmenlerle alakalı zannettim ama tabii izlemeye başladıktan sonra alakası filmin göçmenlerle alakası olmadıgı anlasılıyor. daha sonra ali abbasi ile yapılan röportajı okudugumda, göçmen meselesinin kendi içinde ciddiye alınması gerektiğini ve trol hikayesi üzerinden anlatmayacağını söylemiş. güzel düşünce. göçmen meselesi günümüzde büyük problem, her konuda daha ciddi çalışmaları hak ediyor.

güvenlik görevlisi tina’nın farklı bir dış görünüşü var. bu durumu kabullenip ona göre hayatını yaşıyor. tina görünüm olarak insan olsa da aslında bir trol. insanlar tarafından yetiştirildiği için ona göre alışkanlıkları ve hayatı şekilleniyor. trol olmasından dolayı olağanüstü koku alma duyusu var. insanların kokusundan onların suç işleyip işlemediğini fark edebiliyor. bu da onu işinde başarılı bir görevli yapıyor.

tina’nın vore ile karşılaşması ve tanışması akabinde gelişen dostlukları, tina’yı daha eğlenceli bir hayatın içine çekiyor. trol olan bedenini ve kimliğini keşfediyor. kendisinde anormallik olmadıgını fark ediyor; doğasını keşfediyor. ona göre yaşamaya başlıyor. ama burada bir kırılma var. vore, insanlıga düşman bir canlı; insanlardan, insanların yaptıklarından nefret ediyor. bunu tina’ya söylediğinde de tina, iyi insanların olabildiğini, hepsinin kötü olmadıgı söylüyor. kırılma noktası burada. tina için mutlak iyi ya da kötü yok. bazı insanların trollere olan davranışlarından tüm insanlıgın kötü olması gibi anlam çıkarmıyor. tina için komşusu olan aile son derece iyi, yardımsever insanlar. ancak vore için durum tam tersi, insanlar mutlak olarak kötüdür. iyileri yoktur. cezalandırılmayı hak ediyorlar. belki de tina, vore’in bu düşüncesinden dolayı ona karşı soğumus olabilir.

film genel olarak vasat bulsam da sevdiğim film oldu. çok fazla fantezi türü sevmemem filme karşı bakısımı etkiliyor olabilir.