Taşınmak

ilk olarak wordpress’den blog açmıştım daha sonra buraya geldim. şimdi oraya dönüyorum. buralar bir zamanlar güzeldi. özellikle 05-15 yılları arasında epey hareketlilik vardı. iyi zamanlardı. twitter ile birlikte sanırım bloglar mikro bloglara dönüştü. buralar da değişimden nasiplendi. sakinleşti. sosyal platformların beni sıkmasıyla tekrar bloga geri dönüş yapmıştım. şimdi bir adres değişikliği için bu postu giriyorum; bu blogun devamı artık burada.

Yeniden

daha önce blog yazıyordum. yabancısı değilim aslında. ancak hem bloglar popülerliğini kaybedince hem de hayatımda değişiklikler olunca motivasyonumu kaybettim ve yazmayı bıraktım. sosyal medyanın da bunda etkisi oldu tabii. tekrar yazmaya karar verince wordpress açtım, altı yedi ay orada yazmaya devam ettim ama daha sonra yine kürkçü dükkanına döndüm. buranın değişik bir havası var anlam veremediğim. bir de yazdım, bıraktım, karar verdim gibi konuşuyorum ama benimkisi öyle laf olsun; sevdiğim, hoşlandığım şeyler hakkında fikir beyan etme, arşiv yapma gibi…
yeniden blogspot açınca temaya karar veremedim. şu anki kullandığım temayı kaldırmışlar. eski temalardan sadece bir tane vardı, onu da sevmiyordum. yeni temalar daha dinamik, daha hoş gibi gözükse de bir türlü içim ısınmadı. aradım, taradım ve bu temanın kodlarını bulup yükledim. pek bir havası yok gibi ama olsun bu temayı çok seviyorum.
bir de geçenlerde üstteki tweeti gördüm. sosyal medyaya karşı isteksiz olmamın sebebi sanırım. yalnız kalmayı seven, kendi başına vakit geçirebilen, bir şeyler yapabilen bir insanım. durumum böyleyken eminönü alt geçidine dönen sosyal platformlardan artık sıkıldım. çünkü herhangi bir yere kaçamıyorum. yalnız kalamıyorum. günlük hayatımda facebook, whatsapp postlarıyla alakalı muhabbetler duymaya başladım. herkes mutlaka en az bir sosyal medya sitesini kullanıyor. yeni tanıştığınız bir insan direkt hayatımıza ayrıntısıyla dahil oluyor. sevmediğiniz, mecburen katlandığınız akrabanız arkadaş olarak ekleyebiliyor. önce facebook’a geldiler, twitter, instagram, snapchat derken her yer insan kaynamaya başladı. herkes sürekli aktif, sürekli bir şeyler paylaşılıyor. benim yıllar önce kaçış olarak gördüğüm internet artık beni sıkmaya, arkadaşlar edindiğim sosyal platformlar beni yormaya başladı. arkdaşlarımla buluşup, sohbet, muhabbet ediyorum, ayrıldıktan sonra elime telefonu alınca yeniden onları görüyorum. kaçış yok. hadi arkadaşlar güzeldir, iyidir ama zoraki olarak katlandığımız insanları twitter’da sessize almak bile fayda etmiyor. iki sene önce facebook’u kapattım, daha sonra instagram hesabımdan vazgeçtim, snapchat’e bulaşır gibi oldum hemen bıraktım, elimin altından şu an sadece twitter kaldı. onu da kilitledim içeriye kimseyi almıyorum. belki burasını bir kaçış olarak düşündüm yeniden blog açtım.
benim için gerçek dünya internetten kaçış yerine dönüştü. uzun süredir böyle düşünüyormuşum haberim yokmuş. bunu da twitter aracılığıyla öğrenmem ayrı bir ironi tabii.

Üç

günlük gibi olsun diye ikinci bir blog daha açmıştım, bu yazıları oraya yazıyordum. iki siteye ne gerek var dedim ve oradaki yazıları buraya aktardım. uzun sürer diye yapmak istemediğim şey iki dakika bile sürmedi.
en son yazının üstünden neredeyse bir ay geçti. hayatımda ne değişti? hiç. istikrarı sevdiğim için dert etmiyorum ama bu aralar biraz bazı şeyler değişse güzel olacak sanki.
malum sınavım yaklaştıkça çalışma aşkım, şevkim her şeyim bitme noktasına geldi. havalar şöyle bozsa; yağmur, çamur olsa tekrar mutlu olurum ve çalışırım ama yok. bu sınav yüzünden başka bir işe konsantre olamıyorum. başka şey dediğim film, kitap türevi şeyler. film açıyorum, skılıyorum. kitap okuyorum, sıkılıyorum. kazasız belasız önümdeki iki ayı geçirsem sonra başka aylar gelecek. bundan 7 yıl önce, önümdeki 5 yılı yaşamadan geçsem inanılmaz rahatlarım diyordum. o 5 yılı yaşayarak geçtim ama geçtim, sonuç ne oldu? yine hiç. bu memlekette rahatlanmıyor.

2017

2017’nin ilk ayının üçüncü haftasının son günleri… blogu neden açtıgımı bilmiyorum. elbette yazma ihtiyacımdan kaynaklı açtım ama buraya neler yazacağım en ufak fikrim yok. şu an bile doğaçlama gelişiyor her şey. yazma ihtiyacım derken, sait faik gibi yazmasam deli olacaktım triplerine girmedim tabii, o tripler haddime değil. ben kimim o triplere gireceğim. adam sait faik olmus, onun en doğal hakkı.
uzun uzun o mu, bu mu düşündükten sonra, nihayet şu anki temayı kullanmaya karar verdim.
tema hakkındaki gereksiz bilgiden sonra yine ilk paragraftan devam edersek burada her sey olabilir. kendimin bilmediği şeyleri bile yazabilirim. ya da bir iki iddaa kuponu eklerim, okunan kitaplardan alıntılar, okunma ihtimali olan kitaplardan alıntılar, fava atmalık hiç kullanılmayacak gerekli gibi gözüken ama bir ton gereksiz bilgi… öyle şeyler. ya da afrika uluslar kupasındaki tuhaflıklar, adebayor’un hayatını piç eden hayırsız akrabaları-akraba dediğim kardesi, anası babası-
güzel geçecek gibi durmasan da sana suç bulmuyorum 2017.