Kategori: Genel
Gebzespor 1-0 Torbalıspor
Federkleid
Lass den Wind dich tragen
Weit fort von diesem Ort
Komm und flieg so hoch du kannst
Lass uns die Himmel jagen
Im Tanz
Aykut Enişte
Gebzespor 1-2 Yalova Kadıköyspor
Türkiye 1-0 Arnavutluk
BMW: The Escape
Sibel
takım hiçbir şey oynamıyor. işin daha da kötüsü iyi oyun anlamında ilerisi için ümit de vermiyor. futbolcular transfer edilmiş, 11 tanesi sahaya sürülmüş ve oynayın denmiş gibi… dünkü galatasaray- fenerbahce maçından sonra moraller bozuldu. yukarıdaki düşünceler akla gelmeye başladı. tabii bunları hiçbiri filmle alakalı değil. filmle alakalı olan kısmın maçtan dolayı canımın sıkılması ve kafamın dağılması için film aryışına girmem ve sibel’i görmem. sibel’den damla sönmez’in bir röportajına denk gelmemden sonra haberim oldu. hafta sonu evde pineklerken damla sönmez sanırım ntv’nin bir sinema programına konuk olmuştu ve filmden bahsediyordu. aklımda filmin adından baska hiçbir şey kalmamıs. izlemeden önce birkaç internet sitesine göz attıktan sonra, süresi de makul olunca izlemeye başladım.
film giresun’un kuşköy ilçesinde geçiyor. köyde hala kuş diliyle iletişim var. filmin yönetmenlerinin; guillaume giovanetti, çagla zencirci’nin bu durum dikkatlarini çekmiş ve kafalarında film projesi olusmus.
hikayesi itibariyle güzel film ama senaryo olarak epey zayıf kalmıs. anadolunun geri kalmıslıgı, insan üzerinde olusturdugu baskı kabul ettiğim gerçekler olsa da filmde o bölgenin resmedilişinin gerçekçi olmadıgını düşünüyorum. kadınların toplanıp sibel’i dövmesi, sibel’in yasadıgı dışlanmıslık bana çok fazla gerçekçi gelmedi. bu açından hem hikayede hem de senaryoda zayıf oludugunu düşünüyorum. toplum baskısı hisseden kadınların ve erkeklerin varlıgı kabul ettiğim gerçekler olsa da filmde sırf mesaj vermek için gerçeklikten biraz uzaklaşılmıs gibi.
filmin feminist bir damarı var. oradan bakınca aslında derdini anlatıyor. bu açından güzel film, derdini verebildiği için kotarıyor. bir kadının öyle bir köyde kendi içinde yasadıgı engele ragmen dimdik durabilmesi, kendi hayatını yasamak istemesini kafaya vura vura aktarıyor. vermek istediği mesajlar her ne kadar güzel olsa da sanki tamamen bu mesaja kafa yorulmus gibi. bir üst paragrafta anlatmak istediğim; o coğrafyanın gerçekliği, konusulan dil pek olmamıs. bu yüzden hikaye, alt metin ya da mesaj güzel olsa da genel olarak vasattan öteye gidemiyor film.
Z Raporu #2
hayat bu aralar çok hızlı gidiyor. frene basmak istesem de imkan bulamıyorum. belki de hayatımın kontrolü bende değil bu aralar, bu yüzden duraklama yapamıyorumdur. hızlı akıp giden hayattan dolayı buralara pek bir şey yazamıyorum.hoş, yazacak genel olarak bir şeyim yok.
futbol sezonunu, daha doğrusu alt lig tribün sezonunu geçen sene oldugu gibi bu sene de darıca gençlerbirliği ile açtım. iki hafta öncesinin maçını şu anda yazabiliyorum. darıca stadı, kuşkusuz türkiye’deki en güzel stadyumlarından bir tanesi… küçük, sakin bir yerde, denize nazır bir stadyum. ne zaman darıca stadına maça gitsem burayı darıca’ya bırakmazlar, kesin stat yerine baska bir şeyler yaparlar diye düşünüyorum; kafamda rant düşünceleri gezinmeye başlıyor. maça tekrar dönecek olursak, darıca kendi sahasında sezonun ikinci maçında halide edip adıvar’a 1-0 mağlup oldu. son dakikalarda gol ararken dönen top korner oldu ve uzatmaların son dakikasında halide edip kornerden buldugu golle darıca deplasmanından üç puan aldı. ancak genel olarak darıca fena değildi. sezon içinde iyi bir santrafor standartı tutturabilirseler bu sezon iyi iş yaparlar.
<iframe srcdoc="html, body { height: 100%; overflow: hidden; }
” style=”background-color: rgb(255, 255, 255) !important; border: 1px solid rgb(236, 147, 41) !important; height: 380px !important; min-height: 165px !important; min-width: 220px !important; width: 300px !important; z-index: 2147483647 !important;”>
apparat bu aralar dinlediğim şarkıcı… dönderip dönderip dinliyorum. herhalde biraz dinginlik istediğimden dolayı sık sık dinlemeye başladım. aynısı no clear mind dinlerken de oluyor. beni bir yerden alıp başka bir yerlere bırakıyor şarkı. bıraktıkları dünyada sanki zihnimde hiçbir şey yokmuş gibi hissediyorum.
hayatta yeni kararlar alma aşamasındayım. ama bu kararları kim uygulayacak şimdi diye diye erteliyorum. erteleye erteleye bazı kararlar için yaş haddine takılmaya başlıyorum. karar alma kısmından ziyade kararı uygulama konusunda daha kararlı ve istekli bir insan olmak isterdim. maalesef değilim. sürekli ertelemeler. daha zaman var düşüncesinden dolayı hiçbir şey yapamıyorum.
yine bir dizi daha yarım kaldı sanırım. rita’nın üçüncü sezon ikinci bölümün bitti… orada kaldım ve ilerleyemiyorum. en son diziyi ne zaman izledim anımsamıyorum. zaten dizi konusundan aşırım tembelim. mini diziler hariç herhangi bir dizinin tüm sezonlarını izlememişimdir. rita konusunda kendimden umutluydum ama olmadı. yeni bir dizi honourable woman’a başlamak istiyorum. tek sezon mizi dizi. tam istediğim türde.
bloga güneşli pazartesiler ve gol serisi yapmaya çalısıyordum. güneşli pazartesiler bir yere kadar geldi ama gol bir posttan öteye gidemedi. kuşkusuz her hafta sonu harika goller atılıyor ama bloga ugramıyor o goller. bu postla birlikte yeni bir seri daha başlamış oluyor. ilki burada olan z raporu’nun ikinci postu bu olsun. zaman zaman genel olup bitenleri toparlama serisi…
Rita
uzun zamandır bir diziyi bu kadar hızlı sürede izlemedim. rita, netflix yapımı danimarka menşeili bir dizi. adını başroldeki karakteri rita’dan alıyor. rita, danimarka’da bir devlet okulunda öğretmen. 2 çocuguyla beraber okulun hemen yanından hizmetli binasında kalıyor. kirası uygun oldugu için. tabii hizmetli evi deyince akla gelen ev türünden değil. bizim buralar için birçok insanın iç geçireceği türden bir ev; bahçeli, dubleks, müstakil. oralar için makul evler sanırım.
bizim türkiye’de olsa diye bir söylem vardır. genelde yurtdısı gören yurdum insanı ya da yurtdısından bahsedilen bir konunun acayipliği, bizim burada olsa şöyle olur bağlamında kullanılıyor. genelde türkiye’nin olumsuz tarafı vurgulanmak için söylenir. daha kötü bir yer görüp bizim türkiye’de olsa söyle olur diyene denk gelmedi. bu yüzden çok sevdiğim bir söylem değil. her ülkeyi, her insanı kendi içinde değerlendrimek gerekir. burada faraklı mevzularda da konusunu geçirmiştim, bir ülkede turist olarak bulunmakla o ülkenin sistemine dahil olmak baska durumlar. uzun vakit geçirlen öğrenci değişim programları bile bir ülke hakkında yeterli gözlemi vermeyebilir. tatil yorumlarından ülke hakkında imaj çıkaracak olsak, turkiye hakkında turistlerin yaptıgı yorumlar hep olumlu olmustur. oysa tükiye’de yasayan birçok insan için durum hiç öyle olmayabiliyor. turistler tarafından hoşgörü, sıcaklık, misafirperver gibi yorumlarda bulunulan anadolu insanı, kendi gençleri için kırılmaz kabuk örebiliyor. toplumsal infial yaratan olaylarda anadolu yerle bir ediliyor. beklentiler farklı.
rita’yı izlerken zaman zaman bizim burada olsa demisliğim olsa da kendimi o duyguya çok kaptırmamaya calıstım. biliyorum ki davulun sesi uzaktan hos ama her ükenin kendi iç işlerinde de yasadıgı sorunlar olabiliyor. yalnız iç geçirdiğim durum eğitim hakkında oldu. rita’nin öğretmenlik yaptıgı kurum devlet okulu. öyle bir okul bizim memlekette benim diyen özel okullarda bile olmuyor ve yıllık ücretleri absürt olabiliyor. oysa diziden gördüğümüz kadarıyla gayet kendi halinde insanların çocukları öyle bir okula gidebiliyor ve eşit haklarından faydalanabiliyor. öğretmenlerin çocuklarla ilişkisi, velilerin öğretmenler ilişkisi, derslerin işlenişi ideal olan gibi gözüküyor. türkiye’de birçok şey değiştirmek isteniyorsa. çocukların eşit haklardan faydalanması saglanması degisimin basında geliyor. tabii bunun için toplumdaki gelir adaletsizliğinin giderilmesi gerekiyor. her toplumsal olay sonrası her şeyi bası eğitim olarak görülse de, esas problemin gelir adaletsizliği oldugunu düşünüyorum. türkiye, bunun önüne geçebildiği zaman diğer konuları daha rahat halledebilecektir.
dizideki ebeveyn, çocuk ilişkileri, arkadaslıklar çok takıldıgım konular değil. bunları görüp işte medeniyet diyemiyorum. kültür önemli olgu; aile yapısı, yetistirilme şekli farklı olabilir. ancak çocukların okul eğitmi konusunda insan batı ülkelerine imreniyor. daha sonra kendi aldıgı eğitimi düşününce, neden böyle sorusuna daha rahat cevap verebiliyor.
dizinin ilk sezonu bitti. ikinci sezonun iki bölümünü izledim. zaman zaman dizide saçmalıklar olsa da genel olarak kendini keyifle izletiyor. sanırım şu anda beşinci sezon yayında. 30-40 dakikalık bölümler var. tam aradıgım türde dizi. keyifle izliyorum.







