Zorluk

iki ay oldu buraya bir şey yazmayalı. blogun içeriğini düşününce bayagı maç, film izlendi. çok kitap alınsa da buna paralel olarak pek bir şey okunmadı; idare edildi. demir eksikliğinden mütevellit bitkinlik hali beni epey etkiliyor. isteksizliklik, eylemsizlik hali… 
dünyada ölüm kadar baska bir şey yok sanırım. hiçliğe gitmek, kaybolmak. geride bırakılan anılar gerçekten anı mı ondan da emin değilim. sanırım aile bireyleri hariç ne kadar yakın olursanız olun ölen kişiyi unutuyorsunuz. bir zamanlar yaşıyordu. hayal gibi bir şey. aile de alısıyor gerçi. zaman birçok şeyi gerçekten çözebiliyor. 
hayatımın bundan sonrası için plan yapmaya çalısıyorum. planı yapması bile zorken uygulamaya geçirmek nasıl olacak bilemiyorum. elimde fırsat oldugu söylesen de bu fırsatı eyleme dökebilmek gerçekten zor iş. kendimde şu an için o enerjiyi bulabilmek isterdim. 
ölüm demişken. her ölüm sonrası hayatın tadını çıkarma klişesi bir yerden filizlenir. ama tabii ölüm kadar gerçek hayatın kendisi. yaşamak gerçekten zor. istediklerini almak, istediklerini yapmak; zor. yine de aldırıs etmeden yapmaya çalışmak gerek. yapmya çalısmak, etmeye calısmak, gitmeye calısmak… sürekli bir şeyleri eyleme dökme çabası. çok yıpratıyor insanı. hele hele günün sonunda elde avuçta ne var diye bakıp hiçbir şey göremeyince, daha da yıpranıyor insan. 
doğmak baska bir gerçeklik. size bagımlı birisinin olması. onun fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamak kadar duygusal ihtiyaçlarını karşılayabilmek… baska bir zorluk. sizi her şeye rağmen seven bir insanın yanından her şeye rağmen bir ömür olabilmek. 
hayat keşke nefes almak kadar kolay olsa. 

Gebzespor 1-0 Torbalıspor

gebzespor bir önceki iç saha maçından mağlup ayrılmıştı. sonraki hafta zayıf rakibi çayırova’yı deplasmanda yense de bu haftaki iç saha maçı seri yapma açısından önemliydi. hafta içinde yönetimden gelen istifalar, teknik direktörün istifası, ödeme problemlerı derken olası mağlubiyet işleri çıkılmaz hale sokabilirdi. 
torbalıspor da çayırovaspor gibi zayıf rakip. ligin dibinde. sadece bir galibiyeti var. gebzespor’un kötü dönemde karşılmak isteyeceği türden bir rakipti. 
maça gebzespor fena başlamadı. yalova kadıköyspor maçına da takım iyi başlamıştı ama ikinci yarıda düşen oyunla beraber mağlup olmustu. torbalıspor, yalova kadıköy kadar etkili takım olmamasına rağmen gebzespor golü bulmakta zorlandı. buldugu gol defansın bir anlık hatasından geldi; kaan akar iyi bitirdi. gol dısında gebzespor’un etkili pozisyonu yoktu. açıkçası bu futbolla iddiali rakiplerin oldugu ligde  gebzespor’un şampiyonluk şansı pek yok. takım oynayamıyor. kantlardan hiç etkili olamıyor. 77 numara ve 10 numara takımın vitesini, temposunu düşürüyor. orta sahanın ortasında ligi kaldıracak oyuncular var. defansta da idare edecek oyuncular olsa da kanatlar ciddi problem. yalova kadıköy maçında izleyip, begendiğim berkay ekici bu maçta yedek basladı. takımın iyi oyuncularından birisi oldugunu düşünüyorum. forvette oynasa da problemli kanat oyuncularının oldugu takımda kanatta da değerlendirilebilir. berkay ekici maçın sonlarına doğru oyuna girdi, yine kısıtlı sürede etkili oldu. doksanıncı dakikada yaşadıgı tartışmadan dolayı direkt kırmızı kartla oyundan atıldı. sultangazi ve izmirspor maçlarında cezalı olur. iyi trafından bakarsak cezalı oldugu maçlarda gebzespor favori durumda. diğer rakiplere görece zayıf takımlar.
maçın sonlarına doğru top toplayıcı krizi çıktı. hemen önümüzdeki top toplayıcı topları torbalıspor oyuncularına sürekli geç veriyordu ya da vermiyordu. maraton tribünün önünde olmasından ve çocuk olmasından dolayı rakip takım oyuncuları bir şey diyemiyorlardı ama tepkileri yüzlerinden okunabiliyordu. nitekim son dakikalarda iyice yüklenmek isteyen torbalısporlu oyuncu taç atışını kullanmak için top toplayıcıdan topu istedi ama çocuk vermedi. bu sefer hafif iterek çocugun elinden topu aldı. çocuk kendini ceza sahasında penaltı alan topçular gibi yere bıraktı ve ortalık karıştı. boşu boşuna torbalılı oyuncu kırmızı kart. yaşanan gerginlikte berkay ekici de kırmızı kart gördü. 
gebzespor sıkıntılı takım. bu sezon şampiyon olabileceğini düşünmüyorum. yönetim, ödemeler, teknik direktör problemli. bunun dısında ligde iddiali takımlar var. bu sezon bir ileri bir geri gidecek gibi duruyor. 

Federkleid

bu dili öğrenirken yardımcı olsun diye şarkı dinlemeye çalısıyordum. şarkısı, türküsü bol olsa da işe yarar, güzel şarkı pek yok. tabii böyle söyleyince ama şu var, bu var deniyor. çok güzel şarkılar olsa da bolca güzel şarkı yok.
federkleid’a spotify’da haftalık keşifte denk geldim. dil öğrenirken almanca folk müzik yapan bir gruba denk gemiştim zamanında. epey dinlemiştim. acaba onlar bunlar mıydı? unuttuguma göre bunlar olmayabilir.
 faun’u sabahtan beri loop’a almış vaziyette dinledim. sanırım bir ara solistleri değişmiş. eski havaları yok deniyor ama ben yeni dinlediğim için çok da takılmıyorum.
Komm und fliege mit uns fort
Lass den Wind dich tragen
Weit fort von diesem Ort
Komm und flieg so hoch du kannst
Lass uns die Himmel jagen
Im Tanz

Aykut Enişte

filmi geçtiğimiz haftalarda eksi sözlük’te gördüm. adı ilgi çekici oldugu için başlıklar arasında dikkatimi çekmişti ve epey girdisi vardı. girdileri birçoğu olumluydu. akabinde de girdilerin pr oldugunu iddia edenler de vardı. işin o tarafını bilemiyorum. pr olması da sorun değil. neticede para kazanmak için yapılan işler. 
netflix’de de birkaç kez denk gelince, hızlı hızlı akıp gitsin diye geçenlerde izledim. çok gülmedim. hikaye güzel olsa da senaryo aşırı zayıf. ölümlü dünya, aile arasında kadar iyi olmasa da kötü, basit komedi filmleri gibi değil. vasat sıfatını hak ediyor.
 çok beklentiye girmeden izlenirse tatmin eder. tüm bunların sebebi bana göre senaryonun ve yönetmenin zayıf olması. daha iyisi olabilirmiş. örneğin dükkanın soyulması, söylenen yalanlardan sonraki bazı sahneler olmamıs. daha gerçekçi, inandırıcı olabilirdi. absürtlük olmalı ama bu kadarı biraz fazla olmuş. çok da üzerinde durulacak film değil. aileyle izlenilebilecek türden. kötü bir andan vakit geçsin diye izlenilebilir.

Gebzespor 1-2 Yalova Kadıköyspor

gebzespor geçtiğimiz sezon rakiplerinin türlü türlü ikramlarına rağmen 3.lig’e düşmüştü. özellikle sezonun son haftalarında rakipleri kadar gebzespor da çabalasa şu an hala 3. ligde bulunuyordu. takım, zorluklarla çıkılan 3.lig’den bu kadar kolay düşmemesi gerekiyordu.
sezonun ilk iç saha maçında seyirciz oynama cezası oldugu için gidememiştim. 4.haftayla beraber benim için gebzespor’un sezonu da başlamıs oldu. ilk üç maçta 6 puan toplayan gebzespor, 4. haftada yalova kadıköyspor’la oynadı. takım maça fena başlamadı, bana göre kötü kadro da kurulmamıs ama bu futbol 3.lig’e çıkmak için yeterli olmayacak gibi… 3.lig için statü gereği gebzespor şampiyon olmak zorunda. iç sahada bu tip maçları kazanamadıktan sonra şampiyonluk hayal olabilir.
maçın ilk yarısında gebzespor daha baskın olsa  da dengeli bir oyun vardı. net pozisyonlar üretilemedi. ikinci yarının hemen basında rakibin buldugu golle gebzespor erken disiplinden koptu.mgelen ikinci golle takım iyice dağıldı. yalova kadıköyspor bir de penaltı kaçırdı. 70’te gebzespor, berkay ekici ile farkı bire indirdi. gol güzel dakikada geldi; uzatmalarla beraber 25 dakika daha oynandı maç ama gebzespor oyun olarak üstünlük kuramadı. maç sürekli dengede gitti. bu yüzden iç sahada oyunu domine edemediği sürece gebzespor’un şampiyonluk şansı çok az. 
golün sahibi berkay ekici için ayrı parantez açmak lazım. bal için iyi bir oyuncu, hatta fazla bir oyuncu. mücadele gücü yüksek, fiziği iyi, topa iyi vuruyor. iki takım içinde de maçta dikkat çeken tek isimdi. attıgı golde bana göre birinci sınıftı. topu sürüşü, çaprazdan ceza sahasına girerken yerden sert vurusu çok iyiydi. 
5.hafta lokal derbi var; çayırovaspor-gebzespor. çayırova’nın 4 maçta galibiyeti yok,1 gol atıp 11 gol yemiş. çok yüksek ihtimalle gebzespor bu maçı alır. sonraki hafta torbalı, gebze’ye gelir oradan da alacağı 3 puanla takım bir seri yakalar ve umarım gebzespor şampiyonluk havasına girer. 

Türkiye 1-0 Arnavutluk

maç önü, maç esnası, maçın kendisi, maç sonu… tamamen fiyasko bir gündü. şükrü saracoğlu stadyumu ulaşım imkanı açısından en güzel statlardan bir tanesi olabilir ama bu maç özelinde her şey rezaletti.
daha önce bir kez saracoglu stadyumunda maç izlemiştim. yine milli maçtı. o zaman hiçbir problem yaşamamıştım. ancak arnavutluk maçı gerçekten kötü tecrübe oldu. maçın kendisi de kötü olunca son dakika golünün yaşattıgı keyiften baska günden bir keyif alamadım. 
maçtan 45 dakika önce trenden inip stadyuma doğru yürümeye başladık. ulusal marşlara turnikede yakalandık ve maçın başlamasına 5 dakika kala tribüne girebildik. normalde maç önlerini, futbolcuların ısınma anlarını izlemeyi sevsem de o anlara yetisemedik. her maç böyle mi bilmiyorum ama stadyuma girmeden yapılan güvenlik kontrolleri rezaletti. çok az görevli vardı, haliyle inanılmaz bir yoğunluk oldu. arada ezilen çocuklar, eşlerini ve kızlarını kalabalıktan korumaya çalışan erkekler… tek kelimeyle rezalet. daha önce birçok kez maça gitsem de hiç bu kadar yogunluk oldugunu görmedim. yoğunluk olsa bile girişlerde bu kadar izdiham olmuyordu. organizasyonla alakalı bir problem yaşandı sanırım. saracoglu’ndan her maçın böyle oldugunu düşünmüyorum. 
tribüne girdikten sonra problem koltuk numaralarıydı. kale arkasından bilet aldıgımda koltuk numarasını problem etmiyorum. açı iyi olduktan sonra nerede olsa izleyebilirim. ancak özellikle milli maç için daha iyi bir tribün seçmiştik. ancak istediğimiz koltuklarda oturamadık. işin kötüsü oturacak koltuk bulamadık. nasıl bilet satışı olduysa, kapasiteden fazla insan vardı sanırım. üst tribünlerin merdiven boşlukları bile doluydu. dolduranlardan bazıları da bizdik. merdiven boşluklarından baska boş olan bulamadık. ya kaçak giriş oldu ya da kapasiteden fazla bilet satıldı. bu yogunluga baska bir açıklama bulamıyorum. oturdugum yerden görebildiğim kadarıyla stadın üst tribünlerinde bu problem vardı. alt katlar normal gözüküyordu. ancak üst katlarda anormal yogunluk vardı.
uzun zaman sonra istanbul’da maç olmaması insanlarda özleme sebep olmus. insanlar epey heyecanlıydı milli maç konusunda, iyi atmosfer vardı. tribünlerin yusuf yazıcı tezahüratı yapması dısından problem yoktu. teknik direktör işine karışmayı sevmiyorum. karışan yorumcuları da sevmiyorum. tribünlerde teknik direktöre bir oyuncunun isminin bağırılmasını da sevmiyorum. oyuncularla beraber olan, onları tanıyan, takımı maça hazırlayan kişi teknik direktör. haliyle takımın durumunu ve rakibi ondan daha iyi bilecek değiliz. bu yüzden yusuf yazıcı tezahüratı gereksizdi. ancak bizde çok sık olabiliyor bu işler. 
maç baştan sona sıkıcıydı. futbol olarak bir şey vermedi. merih demiral’ı, çağlar söyüncü’yü izlemek büyük keyifti. oynadıkları takımlara tesadüfen gitmediklerini oyuncuları izlerken fark edebiliyoruz. maçı çekilir kılan iki oyuncuydu. arnavutluk dirençli takım. teknik becerileri pek yoktu. becerikli oyunculara sahip olsalar özellikle son 10 dakikada işeri kendi lehlerine çevirebilirlerdi. birkaç etkili pozisyon ürettiler ancak kötü bitirdiler. güzel deplasman tribünleri vardı. epey tezahürat yaptılar ama neredeyse hiç sesleri duyulmadı. maçın basından sonuna kadar türkiye tarafı epey gürültülüydü.
günün en rezalet kısmı benim açımdan maç sonuydu. bilet alırken tren seferlerinin olacağını düşünmüştüm ama marmaray’da sadece zeytinburnu tarafına doğru sefer vardı. gebze yönüne hiç sefer yoktu. dönüş planını tren üzerinden yapmıstık. tren olmayınca gecenin bir yarısında araçsız kaldık. maçta oldugunu düşündüğümüz birkaç kişiyi aradık ve onların aracında boş yer bulabildik. böylece dönüşü sağlamıs olduk. fenerbahçe maçlarında da durum böylese epey sıkıntılı… en azından maç günleri, özellikle geç biten maçlarda ekstra seferler olabilir.
milli takım şu anda fransa ile aynı puana sahip. deplasmanda fransa maçından alınabilecek bir puan ve sonrasında izlanda galibiyeti mükemmel olur. iyi veya kötü önemli değil. avrupa şampiyonasında olmak büyük keyif… umarım euro 2020’de milli takımı görebiliriz.

BMW: The Escape

bmw, the escape kısa filmini almanya’nın birleşim gününde yayınladı. filmde bmw marka arabayla doğu almanya’dan batı almanya’ya kaçış anlatılıyor.
kaçmak. kaçmaya çalışmak.
dünyanın hala en büyük problemlerinden bir tanesi. bmw mutlaka bu filmden dolayı gururludur. almanya’nın birleşiminde de mutludur. ancak yıllar geçmesine rağmen hala her gün bir yerlerde insanlar kaçarken canlarından oluyorlar. film bir şeylerin düzeldiğini anlatsa da hala sınırlar var, hala insanlar yurtlarında özgürce yaşamıyorlar ve kaçmaya çalısırken ölüyorlar.
kapitalizm zaman zaman büyük yalan.

Sibel

takım hiçbir şey oynamıyor. işin daha da kötüsü iyi oyun anlamında ilerisi için ümit de vermiyor. futbolcular transfer edilmiş, 11 tanesi sahaya sürülmüş ve oynayın denmiş gibi… dünkü galatasaray- fenerbahce maçından sonra moraller bozuldu. yukarıdaki düşünceler akla gelmeye başladı. tabii bunları hiçbiri filmle alakalı değil. filmle alakalı olan kısmın maçtan dolayı canımın sıkılması ve kafamın dağılması için film aryışına girmem ve sibel’i görmem. sibel’den damla sönmez’in bir röportajına denk gelmemden sonra haberim oldu. hafta sonu evde pineklerken damla sönmez sanırım ntv’nin bir sinema programına konuk olmuştu ve filmden bahsediyordu. aklımda filmin adından baska hiçbir şey kalmamıs. izlemeden önce birkaç internet sitesine göz attıktan sonra, süresi de makul olunca izlemeye başladım.

film giresun’un kuşköy ilçesinde geçiyor. köyde hala kuş diliyle iletişim var. filmin yönetmenlerinin; guillaume giovanetti, çagla zencirci’nin bu durum dikkatlarini çekmiş ve kafalarında film projesi olusmus.

hikayesi itibariyle güzel film ama senaryo olarak epey zayıf kalmıs. anadolunun geri kalmıslıgı, insan üzerinde olusturdugu baskı kabul ettiğim gerçekler olsa da filmde o bölgenin resmedilişinin gerçekçi olmadıgını düşünüyorum. kadınların toplanıp sibel’i dövmesi, sibel’in yasadıgı dışlanmıslık bana çok fazla gerçekçi gelmedi. bu açından hem hikayede hem de senaryoda zayıf oludugunu düşünüyorum. toplum baskısı hisseden kadınların ve erkeklerin varlıgı kabul ettiğim gerçekler olsa da filmde sırf mesaj vermek için gerçeklikten biraz uzaklaşılmıs gibi.

filmin feminist bir damarı var. oradan bakınca aslında derdini anlatıyor. bu açından güzel film, derdini verebildiği için kotarıyor. bir kadının öyle bir köyde kendi içinde yasadıgı engele ragmen dimdik durabilmesi, kendi hayatını yasamak istemesini kafaya vura vura aktarıyor. vermek istediği mesajlar her ne kadar güzel olsa da sanki tamamen bu mesaja kafa yorulmus gibi. bir üst paragrafta anlatmak istediğim; o coğrafyanın gerçekliği, konusulan dil pek olmamıs. bu yüzden hikaye, alt metin ya da mesaj güzel olsa da genel olarak vasattan öteye gidemiyor film.

Z Raporu #2

hayat bu aralar çok hızlı gidiyor. frene basmak istesem de imkan bulamıyorum. belki de hayatımın kontrolü bende değil bu aralar, bu yüzden duraklama yapamıyorumdur. hızlı akıp giden hayattan dolayı buralara pek bir şey yazamıyorum.hoş, yazacak genel olarak bir şeyim yok.

futbol sezonunu, daha doğrusu alt lig tribün sezonunu geçen sene oldugu gibi bu sene de darıca gençlerbirliği ile açtım. iki hafta öncesinin maçını şu anda yazabiliyorum. darıca stadı, kuşkusuz türkiye’deki en güzel stadyumlarından bir tanesi… küçük, sakin bir yerde, denize nazır bir stadyum. ne zaman darıca stadına maça gitsem burayı darıca’ya bırakmazlar, kesin stat yerine baska bir şeyler yaparlar diye düşünüyorum; kafamda rant düşünceleri gezinmeye başlıyor. maça tekrar dönecek olursak, darıca kendi sahasında sezonun ikinci maçında halide edip adıvar’a 1-0 mağlup oldu. son dakikalarda gol ararken dönen top korner oldu ve uzatmaların son dakikasında halide edip kornerden buldugu golle darıca deplasmanından üç puan aldı. ancak genel olarak darıca fena değildi. sezon içinde iyi bir santrafor standartı tutturabilirseler bu sezon iyi iş yaparlar.

<iframe srcdoc="html, body { height: 100%; overflow: hidden; }

Privacy Badger has replaced this Spotify Player button.
Allow once

” style=”background-color: rgb(255, 255, 255) !important; border: 1px solid rgb(236, 147, 41) !important; height: 380px !important; min-height: 165px !important; min-width: 220px !important; width: 300px !important; z-index: 2147483647 !important;”>
apparat bu aralar dinlediğim şarkıcı… dönderip dönderip dinliyorum. herhalde biraz dinginlik istediğimden dolayı sık sık dinlemeye başladım. aynısı no clear mind dinlerken de oluyor. beni bir yerden alıp başka bir yerlere bırakıyor şarkı. bıraktıkları dünyada sanki zihnimde hiçbir şey yokmuş gibi hissediyorum.

 hayatta yeni kararlar alma aşamasındayım. ama bu kararları kim uygulayacak şimdi diye diye erteliyorum. erteleye erteleye bazı kararlar için yaş haddine takılmaya başlıyorum. karar alma kısmından ziyade kararı uygulama konusunda daha kararlı ve istekli bir insan olmak isterdim. maalesef değilim. sürekli ertelemeler. daha zaman var düşüncesinden dolayı hiçbir şey yapamıyorum.

yine bir dizi daha yarım kaldı sanırım. rita’nın üçüncü sezon ikinci bölümün bitti… orada kaldım ve ilerleyemiyorum. en son diziyi ne zaman izledim anımsamıyorum. zaten dizi konusundan aşırım tembelim. mini diziler hariç herhangi bir dizinin tüm sezonlarını izlememişimdir. rita konusunda kendimden umutluydum ama olmadı. yeni bir dizi honourable woman’a başlamak istiyorum. tek sezon mizi dizi. tam istediğim türde.

bloga güneşli pazartesiler ve gol serisi yapmaya çalısıyordum. güneşli pazartesiler bir yere kadar geldi ama gol bir posttan öteye gidemedi. kuşkusuz her hafta sonu harika goller atılıyor ama bloga ugramıyor o goller. bu postla birlikte yeni bir seri daha başlamış oluyor. ilki burada olan z raporu’nun ikinci postu bu olsun. zaman zaman genel olup bitenleri toparlama serisi…

Rita

uzun zamandır bir diziyi bu kadar hızlı sürede izlemedim. rita, netflix yapımı danimarka menşeili bir dizi. adını başroldeki karakteri rita’dan alıyor. rita, danimarka’da bir devlet okulunda öğretmen. 2 çocuguyla beraber okulun hemen yanından hizmetli binasında kalıyor. kirası uygun oldugu için. tabii hizmetli evi deyince akla gelen ev türünden değil. bizim buralar için birçok insanın iç geçireceği türden bir ev; bahçeli, dubleks, müstakil. oralar için makul evler sanırım.

bizim türkiye’de olsa diye bir söylem vardır. genelde yurtdısı gören yurdum insanı ya da yurtdısından bahsedilen bir konunun acayipliği, bizim burada olsa şöyle olur bağlamında kullanılıyor. genelde türkiye’nin olumsuz tarafı vurgulanmak için söylenir. daha kötü bir yer görüp bizim türkiye’de olsa söyle olur diyene denk gelmedi. bu yüzden çok sevdiğim bir söylem değil. her ülkeyi, her insanı kendi içinde değerlendrimek gerekir. burada faraklı mevzularda da konusunu geçirmiştim, bir ülkede turist olarak bulunmakla o ülkenin sistemine dahil olmak baska durumlar. uzun vakit geçirlen öğrenci değişim programları bile bir ülke hakkında yeterli gözlemi vermeyebilir. tatil yorumlarından ülke hakkında imaj çıkaracak olsak, turkiye hakkında turistlerin yaptıgı yorumlar hep olumlu olmustur. oysa tükiye’de yasayan birçok insan için durum hiç öyle olmayabiliyor. turistler tarafından hoşgörü, sıcaklık, misafirperver gibi yorumlarda bulunulan anadolu insanı, kendi gençleri için kırılmaz kabuk örebiliyor. toplumsal infial yaratan olaylarda anadolu yerle bir ediliyor. beklentiler farklı.

rita’yı izlerken zaman zaman bizim burada olsa demisliğim olsa da kendimi o duyguya çok kaptırmamaya calıstım. biliyorum ki davulun sesi uzaktan hos ama her ükenin kendi iç işlerinde de yasadıgı sorunlar olabiliyor. yalnız iç geçirdiğim durum eğitim hakkında oldu. rita’nin öğretmenlik yaptıgı kurum devlet okulu. öyle bir okul bizim memlekette benim diyen özel okullarda bile olmuyor ve yıllık ücretleri absürt olabiliyor. oysa diziden gördüğümüz kadarıyla gayet kendi halinde insanların çocukları öyle bir okula gidebiliyor ve eşit haklarından faydalanabiliyor. öğretmenlerin çocuklarla ilişkisi, velilerin öğretmenler ilişkisi, derslerin işlenişi ideal olan gibi gözüküyor. türkiye’de birçok şey değiştirmek isteniyorsa. çocukların eşit haklardan faydalanması saglanması degisimin basında geliyor. tabii bunun için toplumdaki gelir adaletsizliğinin giderilmesi gerekiyor. her toplumsal olay sonrası her şeyi bası eğitim olarak görülse de, esas problemin gelir adaletsizliği oldugunu düşünüyorum. türkiye, bunun önüne geçebildiği zaman diğer konuları daha rahat halledebilecektir.

dizideki ebeveyn, çocuk ilişkileri, arkadaslıklar çok takıldıgım konular değil. bunları görüp işte medeniyet diyemiyorum. kültür önemli olgu; aile yapısı, yetistirilme şekli farklı olabilir. ancak çocukların okul eğitmi konusunda insan batı ülkelerine imreniyor. daha sonra kendi aldıgı eğitimi düşününce, neden böyle sorusuna daha rahat cevap verebiliyor.

dizinin ilk sezonu bitti. ikinci sezonun iki bölümünü izledim. zaman zaman dizide saçmalıklar olsa da genel olarak kendini keyifle izletiyor. sanırım şu anda beşinci sezon yayında. 30-40 dakikalık bölümler var. tam aradıgım türde dizi. keyifle izliyorum.